Ana Sayfa Çıkış

Şuanda Sitemizde Ziyaretçi Bulunmaktadır

Toplam Ziyaretçi Sayısı: 6055 Destek: Tıklayınız!  
Gelen İletiler    ENG

GASTEDUVAR ÜCRETSİZ İLAN YAYINLAMA HİZMETİ SUNMAKTADIR.

gasteduvar
gasteduvar

OLAYLAR GÖRÜŞLER YORUMLAR

(Hazır Metinleri Yapıştırmak için Ctr+V tuşlarına basınız!!!)


   

 





İsim/Rumuz
Yazı Konusu:
Şehir:
eMail
 





Yusuf DEMİR/HaberlerEkonomi----- yazdı

Yazı Konusu:5 Müteahhide Ödenen 161 Milyar TL

Şehir:----

E-Mail:-----

Tarih:2021-06-09 01:39:26

En gözde 5 müteahhit 5 yılda 161 milyar liralık iş aldı

Son 5 yılda en çok kamu ihalesi alan 20 müteahhit belli oldu. Listenin başındaki 5 firma 5 yılda 161 milyar 306 milyon liralık 55 sözleşme imzaladı. 55 ihalenin sadece 3'ü açık usülde yapıldı. Kalanlar kapalı kapılar arkasında dağıtıldı. Listenin zirvesine bu yıl tek ihaleyle ortak olan ERG İnşaat dikkat çekti.

AKP iktidarında, uzun süre Türkiye ekonomisinin lokomotifi olarak sunulan inşaat sektöründe, son 5 yılda en çok kamu ihalesi alan müteahhitler belli oldu. ENR listesi olarak bilinen ve iki yıldır  “csnturkiye.com” tarafından açıklanan listenin zirvesine sürpriz bir firma da ortak oldu.

Türkiye'de en çok kamu ihalesi alan müteahhitlere son 5 yılda verilen 55 ihalede tam 161.3 milyar liralık işi 5 firma aldı.

Listesinin ilk sırası 2020’de de değişmedi. 17 sözleşmeye 49.7 milyar liraya imza atan Kalyon İnşaat yer aldı. 40,4 milyarlık 15 ihale alan Kolin ikinci oldu. Üçüncü sıradaki Cengiz İnşaat, devletten 12 ayrı ihalede toplam 33.9 milyarlık iş aldı. 

Geçtiğimiz yıllarda listenin üst sıralarında görülmeyen ERG İnşaat sadece bir dev ihaleyle zirvenin ortağı oldu. Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren İhalesini alan ERG İnşaat dördüncü sıraya yerleşti. Saray’ın müteahhidi olarak bilenen Rönesans ise aldığı 10 ihalede 15.8 milyar liralık sözleşmeye imza attı.

55 İHALENİN 52'Sİ REKABETE KAPALI 

55 ihaleden sadece 3 ihale rekabete imkan sağlayan açık usülde gerçekleştirildi. 37 ihale, iktidarın son yıllarda istediği ihaleyi istediği firmaya verme aracı olarak kullandığı 21-b Pazarlık usulüyle düzenlendi. Bu usül sayesinde milletin parasının oluk oluk aktığı projeler, kimseye duyurulmadan, kapalı kapılar arkasında gizli yapıldı. Bu ihaleler özel olarak davet edilen şirketlere adeta ikram edildi. 13 ihale “Belli İstekliler Arasında” usulüyle, kalan bir ihale yine istisna usulüyle bir ihale de Emlak Konut ihalesi olarak düzenlendi. 

İLK 20'DE TANIDIK FİRMALAR

Makyol, Özgün Yapı, Özaltın, Taşyapı, Yapı ve Yapı, İC İçtaş, Astur, Limak, Nurol, Gülermak, YSE, İzbeton, Doğuş İnşaat, Yapı Merkezi ve Eze listedeki diğer müteahhitler oldu. 

Cengiz, Makyol, Özgün Yapı, Taşyapı, IC İçtaş, Astur, YSE, İzbeton, Doğuş İnşaat, Yapı Merkezi ve Eze geçtiğimiz yıla göre listede daha aşağı sıralara indi. Bunun yanında Rönesans, Özaltın, Limak, Nurol ve Gülermak listede daha üst sıralara çıktı.





HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:Kadına Şiddet Uygulayanı Seyrettiler

Şehir:Yozgat

E-Mail:----------

Tarih:2021-05-23 15:17:03

Her anı korkunç! O dayak yedi herkes görmezden geldi

Bazı Kızlar ve Kadınlar Nerde Serseri, Lümpen, Kişiliği Oturmamış, Saygısız ve Hatta Ayyaş Tipler Varsa Onlara Yamanır ve Sonunda İşkence ve Hatta Ölümle Karşı Karşıya Gelirler. Bir Bakın Şöyle, En Güzel Kızlar, Serseri Oğlanların Kucağına Düşmüş. Saygılı, Kılığı Kıyafeti  Düzgün Gençlere Bakmaz Bu Kızlar... Ve Sonunda "Kendim Ettim Kendim Buldum, Gül Gibi Sararıp Soldum..." Türküsü Onlara Uyar... Aşağıdaki Olay Muhtemel Böyle Bir Seçeneğin Sonucu Olsa Gerek... Kadın 45 inde Erkek Arkadaşı Olacak Serseri 24 ünde...  

Yozgat’ta Aysel D. bir akaryakıt istasyonun ortasında erkek arkadaşı olduğu iddia edilen Şevket T.'nin yumruklu ve bıçaklı saldırısına uğradı. Talihsiz kadın herkesin gözü önünde dakikalarca şiddete uğrarken istasyon çalışanları ve müşterileri yaşananları görmezden geldi. Şevket T. olay yerinden tesadüfen geçen polislerin müdahalesiyle gözaltına alın

Olay 11 Mayıs Salı günü bir benzin istasyonunun market bölümünde yaşandı. Edinilen bilgiye göre, markette alışveriş yapan Aysel D. (45), erkek arkadaşı olduğu iddia edilen Şevket T. (24) tarafından saldırıya uğradı.

Marketin güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde Şevket T.’nin yumruk ve tekmelerle Aysel D.'ye defalarca vurduğu ve cebinden çıkardığı bıçakla yerde yatan kadına tehditler savurduğu görüldü.

BİRİ PARA SAYDI, ÖTEKİ YANINDAN GEÇTİ

Güvenlik kamerası görüntülerinde, akaryakıt çalışanlarının ve markete alışveriş yapmak için gelen vatandaşların umursamaz tavırları ise dikkat çekti. Yaptığı alışverişin parasını ödeyen bir müşteri bıçaklı saldırganın tehdidi altındaki kadının yanından hiç bir şey yokmuş gibi geçip gitti. Bu sırada kasada bulanan çalışan ise banko üzerindeki bozuklukları saymakla meşguldü.

Tesadüfen olay yerinden geçen polislerin müdahalesiyle gözaltına alınan Şevket T.'nin emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildiği ve tutuklandığı öğrenildi.





HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:Kedileri Astılar

Şehir:Antalya

E-Mail:----

Tarih:2021-05-21 19:34:58

Beslediği kedileri öldürüp pencere korkuluğuna astılar

Antalya’nın Muratpaşa ilçesinde yaşayan Tuğba Yurtdaş'ın beslediği kedilerden biri kimlği belirsiz kişilerce öldürülerek evinin pencere korkuluklarına asıldı. Daha önce de bir kedisini asılı olarak bulduğunu ifade eden Yurtdaş, kendisine gözdağı verildiğini iddia etti.

Antalya Muratpaşa’ya bağlı Üçgen Mahallesi’nde sokak kedilerini besleyen Tuğba Yurtdaş (36), daha önce site içerisine kedilerin girdiği gerekçesiyle bazı site sakinleriyle sıkıntı yaşadı. Kanser hastası annesi ve babasıyla birlikte yaşayan Yurtdaş, arkadaşının haber vermesi ile bugün apartmanın zemin katının penceresinin demir korkuluklarında kedisinin asılmış şekilde cansız bedenini buldu.

İhbar üzerine olay yerine polis ekibi sevk edildi. Tuğba Yurtdaş ise polise şüphelendiği kişiler olduğunu bildirerek şikayetçi olduğunu söyledi. Kedisini o halde görerek sık sık gözyaşı döken kadını komşuları teselli etti. Öte yandan, ölen kedinin yavrusu ise olay yerinden uzaklaşmadığı görüldü. Üzüntülü olduğu görülen kediyi Yurttaş, severek teselli etmeye çalıştı.

“MESAJ VERMEK İÇİN ASTILAR”

Sokak üzerinde sürekli kedileri beslediklerini belirten anne Nuray Yurtdaş (63), “Biz burada besleme yapıyoruz. Daha önce şu sitede çelik telle bir kedimiz asıldı. Mahkememiz devam ediyor. Bunu sabah görmüşler. Geldiğimizde yan tarafta yaralanma izi vardı. Bu gözdağı gibi geldi. Öldürmek isteyen öldürür ve çöpe atar. Buradan mesaj verilmek istenmiş. Demire asılmış. Bizi tehdit etmeye çalışıyorlar” dedi.

“KİMSEDEN KORKUM YOK”

Daha önce de kedisinin asıldığını belirten Tuğba Yurttaş ise “Bunun bize gözdağı olduğunu düşünüyorum. Kedileri besliyorum diye yapıyorlar. Ben yine her yere başvuru yapacağım. Kimseden korkum yok. Buradan o kişiye sesleniyorum; korkmuyorum. Sonuna kadar mücadele edeceğim. Onların hakları için elimden geleni yapacağım. Beslediğim kedilerden birisiydi. Çok üzgünüm. Şüphelendiğimiz kişiler var. Yasal yollara başvuru yapacağım” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.
Öte yandan, kedi Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Tarım İlçe Müdürlüğü ekiplerinin çalışmasının ardından olay yerinden alındı. 





Gündem Haber/Sözcü----- yazdı

Yazı Konusu:Covid-19 Aşısı

Şehir:Ankara

E-Mail:----------

Tarih:2021-05-21 02:05:01

“AŞIYI TÜRKİYE’YE GETİRMEK İÇİN GECE GÜNDÜZ ÇALIŞACAĞIZ”

* Enfeksiyon geçirmiş olan kişiler, gördüğümüze göre ilk dozdan sonra yüksek antikor oluyor. Bu yüksek antikorlar iki aşı yapılmış kişiler gibi aynı oranda antikor oluyor. Hastalığı geçirmiş kişiler için üç aydan sonra bir doz yeterli olabilir. Üçüncü doz en erken 6 ay sonra ama 9 ay sonra ikinci dozdan sorsa verirsek yeter. Türkiye’de yapılan aşı kampanyasında en çok kişi 6. 7. 8. ayda aşı olacağı için 2022’de üçüncü doz olabilir. Mühim olan vatandaşlara en çabuk zamanda aşı olması gerekiyor.

*Haziran’ın ilk yarısında Türkiye’ye gelmek niyetimiz var. O zaman yüz yüze görüşebiliriz. Türkiye’de hem aşı üretmek istiyoruz, hem AR-GE yapmak hem de klinik yapmak istiyoruz. Biz Türkiye’ye zamanında aşı getirmek için gece gündüz çalışacağız. Türkiye’de aşı kampanyasının çok uzman bir şekilde yapıldığını öğrendim. Bizim uzmanlar sizin ekibinizin çalışmaların mükemmel olarak yapıldığını anlattı. Türk olarak çok mutlu oldum.

“VATANDAŞIMIZ ARTIK AŞIYA ULAŞMAK İSTİYOR”

Uğur Şahin’in ardından Bakan Koca şu ifadeleri kullandı:

* Çok teşekkürler hocam. Arkadaşların bize göndermiş olduğu, 26 Mayıs’tan itibaren ilk iki haftayı planlamışlar. Özetle 120 milyon doz aşının şu ana kadar 6.1 milyonu bize teslim edildi. Haziran ayında 30 milyon olmak üzere Temmuz-Ağustos-Eylül’de 120 milyon toplam aşı Türkiye’ye gelmiş olacak. Artık ‘gelecek, olacak’ demekten öte somut icraatı görmek istiyoruz, vatandaşımız artık bu aşıya ulaşmak istiyor.

* Sizin önemli bir cümleniz vardı, ‘Birlikte uğraşıyoruz Allah’ın izniyle başaracağız’ demiştiniz. Geliştirilen aşının mutasyonlara etkisi ile ilgili bilgi önemli. Hastalığı geçirtmiş olan kişilere tek doz yapılması konusundaki fikirleriniz. İki doz aşı olan vatandaşlarımızın, üçüncü doz aşısını bu yıl mı, yoksa gelecek yıl mı konusundaki görüşlerinizi almak istiyoruz.

* Vatandaşımız aşı olmaktan yana. Bizim bir an önce vatandaşımızı aşıyla buluşturmamız önemli. Vatandaşımızın yaptırma noktasında ciddi bir sorun olmadığını söyleyebilirim. Hocam kıymetli görüşleriniz, katılımınız için çok teşekkür ediyoruz. Aşılamayla birlikte Haziran, Temmuz aşılama takvimiyle birlikte yaz aylarının daha güzel geçeceğini umuyoruz.

* Sayın Cumhurbaşkanımızın sizlere özellikle selamları var. Başarılarınızı yakından takip ediyor. Haziran başında Türkiye’ye davet etmek istiyoruz. Hem aşı kampanyasına desteğiniz hem de Türkiye’de yapacaklarınızı değerlendirmek anlamında, üretim dahil olmak üzere.

* Çok teşekkür ediyoruz. Özellikle Özlem hocamıza da teşekkürlerimizi ifade etmek istiyorum. Haziran başında görüşmek ümidiyle. Haziran 26 Mayıs’tan itibaren 30 milyon olmak üzere, toplam Eylül ayında 120 milyona tamamlamak üzere Türkiye’ye geleceğini bütün vatandaşlarımızın bunu beklediklerini, altyapı olarak bu aşıyı günde bizim 1-1,5 milyon aşı yapabilme potansiyelimiz var. Yeter ki aşımız olsun, o da sizin elinizde hocam.

“PANDEMİYİ GÜNDEMİMİZDEN ÇIKARMAK İSTİYORUZ”

* Artık özellikle yaygın aşılamayla birlikte pandemiyi gündemimizden çıkarmak bizim ana hedefimiz olacak. Pandemiyi gündemimizden çıkarmak en önemli hedefimiz. İlk vakanın açıklandığı 11 Mart 2020’den itibaren aşıyla birlikte önümüzü daha net gördüğümüzü söyleyebiliriz.

* Salgın öncesi döneme artık geçmek istiyoruz. Bunun içinde vatandaşlarımızın aşı konusunda hassasiyet göstermesini, bulabildiği aşıyı erken dönemde olmasını, tedbirleri elden bırakmayarak bu dönemi hassasiyetle geçirmesini belirtmek istiyorum.

YERLİ AŞI AÇIKLAMASI

* Yerli aşıyla ilgili Faz-2’de gönüllülerle çalışma bitti. Faz-3 de Haziran’ın başında başlayabilir diye düşünüyorum. Bir taraftan siz üretim yapıyorsunuz Faz-3 için, bütün sonuçları olumlu olursa Haziran başında Faz-3’e geçebiliriz. Bildiğiniz gibi 3 aşımız daha var, 2 tanesi inaktif. Orada da Faz-1 safhasındalar. Onlarda iki üç hafta içerisinde Faz-2’ye geçme çalışması başlamış olur. Eylül ayında acil kullanım onayı söz konusu olabilir. İlk Türk aşısı gündeme girebilir diye bekliyoruz, yakından takip ediyoruz.

AŞILAMA TAKVİMİ

* Özellikle bu dönemde şu an biz 55 yaş üstünü aşılıyoruz. Bunun d ışında riskli grupları, sağlık çalışanları, emniyet, güvenlik, öğretmenlerimiz dahil olmak üzere. Aşı tedarikiyle birlikte önümüzdeki Haziran ayında ilave 30 milyonun sadece BioNTech olacağını, Sinovac aşısı önümüzdeki bir hafta ve 10 gün içerisinde beklediğimiz miktar var.

Haziran’da BioNTech aşısıyla birlikte hızla aşağı doğru önce 50 sonra 45, 40 ve sonra 20 yaşa kadar, eğer tedarikte sorun yaşanmaz devam ederse Haziran ayında 20 yaşına kadar inmek istiyoruz. Onun dışında aşılama oranıyla ilgili şu an toplamda 65 yaş üstü yüzde 84’e kadar ulaşmış durumda.

* Bunun yüzde 90 ve üzeri olmasını istiyoruz. Özellikle açılan 55 yaş üstü grubun, insanımızın aşı noktasında beklemeden en erken dönemde aşılarını olmalarını önemle ifade etmek istiyorum. Oranları yüzde 90 ve üzerine çıkarmak istiyoruz.

* Vatandaşımızı daha çok ikna etme çabası içinde olacağız. İlave dozla ilgili olarak BioNTech aşısı için şu dönemde yeni başlandığında en az 9 ay zaman dilimi sonrası; yani 2022 yılında üçüncü doz öneriliyor. Hastalığı geçirmiş olanların ise 6 ay sonra rafel dozun yapılması şeklinde olabilir.

“63 BİNDEN 9 BİNE İNMİŞ OLDUK”

* Bundan sonraki süreçte 10 binin altına bugünden itibaren düşen bir vaka sayımız var. Tam kapanmayla birlikte bu önemli bir düşüş. 63 binden 9 bin 385’e inmiş olduk. Bizim bu kazanımı kaybetmemiz gerekiyor. Artık bu virüsün nasıl bulaştığını bütün vatandaşlarımız biliyor. Bundan sonraki süreçte yasaklamaları daha azaltan ama kişisel koruyucu tedbirleri daha yoğunlaştıran, bununla birlikte yaygın aşılamayı yaparak bu dönemi normale döndürmek istiyoruz.





Deniz AYHAN/HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:DOLANDIRICILIK

Şehir:---------

E-Mail:-------

Tarih:2021-05-02 21:12:54

Sülün Osman’dan Kripto Faruk’a dolandırıcılık tarihi

Onlar Türkiye’de dolandırıcılık denildiğinde ilk akla gelen isimler... Kimi Galata Kulesi’ni kimi de olmayan inekleri sattı. Başbakanı dolandıran çaycıyken banker olan bile vardı... Ve Türkiye geçen hafta tarihin en büyük dolandırıcılığına sahne oldu. Kripto para ile 2 milyar dolar buharlaştı. İşte Türkiye’nin dolandırıcılık tarihine damga vuran o isimler ve yaptıkları...

Sülün Osman’dan Kripto Faruk’a dolandırıcılık tarihi

Akla gelebilecek her şeyi satmaya kalkıştı

Osman Ziya Sülün, saf vatandaşlara Galata Kulesi, meydan saatleri, şehir hatları vapurları ve ‘cennetten arsa' sattı.

Osman Ziya Sülün

Mahkemede ise kendisini “Galata Kulesi'ni satın alacak eşekler olduğu sürece ben de kuleyi satarım” diye savundu.

Eyüplü Halit

Sahte karakol kurup 68 kadını dolandırdı

Birinci Dünya Savaşı zamanında, işgal günlerinde, İstanbul'un Karaköy İlçesi'nde ‘sahte karakol' kurdu. Azınlık mensuplarını gözaltına alıp rüşvetle serbest bırakıyordu. 68 kadını evlenme vaadiyle kandırmayı başaran “Eyüplü Halit” para ve altınlarını alarak kayıplara karıştı.

“Raki” lakaplı Güney Zobu

Askeri üniforma giyerek “Ucuza dolar” pazarladı

Bir diğer dolandırıcı ise “Raki” lakaplı Güney Zobu… Zobu, döviz taşımanın dahi yasak olduğu yıllarda Amerika askeri üniforması giyip elinde ucuza dolar olduğunu söyleyerek insanları soyup soğana çevirdi. Para kaptıranlar ise yasadışı iş yaptıkları için şikayetçi olamıyordu.

Yalçın Doğan

3 bin 800 kişiden 1 milyar TL alıp izini kaybettirdi

Ortaokul mezunu olan Yalçın Doğan, çaycılık yaparken bir anda bankerliğe başladı. Tam 3 bin 800 kişiden 1 milyar lira toplayıp kayıplara karıştı. Ancak yakalanıp 8 yıl cezaevinde kaldı. Tahliye olduktan sonra ise vurularak öldürüldü.

Baki Cengiz Aygün

Bankaları 312 milyar lira çarptı 18 yıl hapis yedi

Yaptıklarıyla şaşkına çeviren bir diğer isim Baki Cengiz Aygün… Paravan şirketlerle bankaları 312 milyar lira dolandıran ve imzası papatyaya benzediği için, ‘Papatyalı Banker' adıyla da anılan Cengiz Aygün, 18 yıl hapse mahkum oldu.

Banker Kastelli

Cenevre'ye kaçtı ama sonu pek iyi bitmedi…

Abidin Cevher Özden ise “Banker Kastelli” adıyla bir döneme adeta damga vurdu… Yıllık enflasyonun yüzde 30 olduğu dönemde aylık yüzde 12 faiz ile vatandaşlardan 100 milyar lira topladı. İflas edip İsviçre'nin Cenevre şehrine kaçtı. Cevher Özden 2008 yılında canına kıydı.

Selçuk Parsadan

DYP'ye destek vaadi verdi milyarlarla kaçtı

Bir diğer dolandırıcı ise Selçuk Parsadan… Parsadan, Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde, emekli orgeneral Necdet Öztorun'un adını kullanarak ve DYP'ye destek vaadi ile örtülü ödenekten 5.5 milyar lira alıp kayıplara karıştı. Yakalanınca 5 yıla yakın cezaevinde yattı.

Kenan Şeranoğlu

Titan zinciriyle 16 bin kişiyi dolandırdı

Kenan Şeranoğlu katılım ücreti karşılığında üyelerine yüksek kâr sundu. 1998 yılında kurduğu Titan zinciri 35 bin üyeye ulaştı. 16 bin kişiyi dolandırmaktan hapse girdi. 2008'de tahliye olan Şeranoğlu, “Titan Saadet” olarak biliniyordu.

Mehmet Aydın

‘Çiftlikbank' son yıllara damga vuran bir olay

‘Tosuncuk' lakaplı Mehmet Aydın, sanal dünyada çiftlik hayvanları sattı. 200 bin lira yatırana ayda 50 bin lira kazanç vaat etti. 511 milyon dolar ile Uruguay'a kaçıp izini kaybettirdi. Mehmet Aydın kırmızı bültenle her yerde aranıyor.

Faruk Fatih Özer

‘Kripto Faruk' tüm gündemi değiştirdi…

Türkiye'nin belki de son haftalarda en çok konuştuğu olay, kripto para dolandırıcılığı… Kripto para borsası Thodex'i kuran Faruk Fatih Özer'in şirketinde 700 bin kişi işlem yaptı. Fatih Özer, yatırımcıların 2 milyar dolarıyla yurt dışına kaçtı. Kırmızı bültenle aranıyor.

Bülent Kılıçtepe

EMEKLİ GENEL MÜDÜRÜ: KOLAY PARANIN SONU BUDUR

Uzun yıllar Ankara Mali Şube Müdürlüğü'nde görev yapan emekli Emniyet Müdürü Bülent Kılıçtepe, dolandırıcılık olayları konusunda SÖZCÜ HaftaSonu'na şunları söyledi: “Halkımızın bir bölümünün genetik yapısında çalışmadan kolay yoldan para kazanma isteği ve hemen köşeyi dönme hayali var. Çayın taşı ile çayın kuşunu vurmak istiyorlar. Bu durum, okul yıllarında ders çalışmadan, kopya ile sınıf geçme sevdası ile başlıyor. İşi olan emeği ile değil, torpille yükselmeye çalışıyor. Kolay para kazanma hırsı da dolandırıcılara zemin hazırlıyor. Dolandırıcılar havuç gösteriyor, vatandaş kanıyor. Havuç ne kadar büyükse, kazık da o kadar büyür. Karmaşık ticaret hukuku ve yasal boşluklar da, dolandırıcı lehine işliyor. Önce şunu düşün&





Batuhan SERİM----- yazdı

Yazı Konusu:23 Nisan- Bakan Yanık'ın Tepki Çeken Sözleri

Şehir:Ankara

E-Mail:----------

Tarih:2021-04-24 12:51:49

 

Bakan Yanık’ın sözleri sosyal medyada tepki çekti

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı olarak atanan Derya Yanık’ın, 23 Nisan’da makamında ağırladığı 10 yaşındaki çocuğa ‘Ramazan dolayısıyla’ bir şey ikram etmediğini söylemesi ve çocuğun koruma evinde kaldığını dile getirmesi sosyal medyada büyük tepki topladı.

Yeni atanan Aile Bakanı Derya Yanık, 23 Nisan dolayısıyla makamında ağırladığı 10 yaşındaki çocuğa ‘Ramazan sebebiyle' çikolata ikram etmediğini söyledi.

Yanık, çocuğun ramazandan sonra, kaldığı koruma evinden yine misafir olarak geleceğini, çikolata ikramını o zaman yapacağını söyledi.

Yanık'ın, çocuğa çikolata ikram etmemesi ve koruma evinde kaldığını söylemesine sosyal medyadan büyük tepki geldi.

O tepkilerden bazıları şu şekilde:

“O ÇOCUĞU HERKESTEN DAHA ÇOK KORUMASI GEREKİYORDU”

SÖZCÜ gazetesi yazarı Çiğdem Toker: “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın, 10 yaşındaki konuğuna, Ramazan gerekçesiyle çikolata vermediğini söylemesi, çocuğun koruma altında oluşunu açık etmesi dipsiz kötülüktür. Bakanın konumu, o çocuğu herkesten daha çok korumasını gerektiriyordu.”

“BİR AİLE BAKANI DÜŞÜNÜN Kİ…”

SÖZCÜ gazetesi yazarı İsmail Saymaz: “Bir Aile Bakanı ve Sosyal Hizmetler Bakanı düşünün ki, 23 Nisan'da makama oturacak çocuğun koruma altında olduğunu cümle aleme ilan ediyor. Ramazan ayı diye el kadar çocuğa çikolata vermiyor.”

“DERİN ÇAPSIZLIKTAN BU ÜLKEYİ KURTARMAK ZORUNDAYIZ”

Saadet Parti'li Ali Aktaş: “10 yaşındaki yetim çocuğa Ramazan diyerek çikolata ikram etmeyi dini değerlere aykırı zanneden derin çapsızlıktan bu ülkeyi kurtarmak zorundayız.”

“İZLERKEN UTANIYOR İNSAN”

CHP'li Banu Özdemir: “Henüz 10 yaşında bir çocuğa çikolata ikram etmemeyi olağan sayan bu hanımefendi aile bakanımız. İzlerken utanıyor insan.”

“YAZIK!”

CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer: “Bir Bakan, hem de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı 23 Nisan'da makama oturacak çocuğun koruma altında olduğunu herkese ilan etmekle kalmıyor, Ramazan ayı diye küçücük çocuğa çikolata bile ikram etmiyor. Yazık!”

“BU NASIL BİR ACIMASIZLIK?”

Şair-yazar Nevzat Çelik: “Koruma evinde kalan bir çocuğa Ramazan sonrası çikolata vereceğini vadeden yeni bakan! Bu nasıl bir acımasızlık?”

“BU DÜZEN DEĞİŞECEK…”

Avukat Celal Ülgen: “'Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler' diyen anlayıştan çocuğa çikolata vermeyi bile erteleyen anlayışa geçmek… Bu düzen değişecek…”

“HALK OLARAK ÜLKEDEKİ TÜM ÇOCUKLARA ÇİKOLATA ALMALIYIZ”

“Halk olarak Derya Yanık'ın maaşını ödeyeceğimize o parayla ülkedeki tüm çocuklara çikolata almalıyız! Üstelik ifşasız!”

“BÖYLESİ BİR DÖNEMİ HAK ETMEK İÇİN NE YAPTIK?”

“Yeni Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık 10 yaşındaki bir çocuğa ‘Ramazan' nedeniyle bir şey ikram etmediklerini ve çay çikolata haklarını sonra kullanacaklarını söylüyor. Biz nereye düştük arkadaş, böylesi bir dönemi hak etmek için ne yaptık?”

“TWEETLERİNDE FETÖ'YÜ ÖVEN, ADNAN OKTAR'LA FOTOĞRAFI ORTAYA ÇIKAN BAKAN YANIK…”

“Tweetlerinde FETÖ’yü öven ve Adnan Oktar ile fotoğrafı ortaya çıkan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, 23 Nisan için bir araya geldiği yetiştirme yurdunda kalan 10 yaşındaki çocuğa Ramazan ayında olduğu gerekçesiyle çikolata ikram etmeyi uygun bulmadı.”

“10 YAŞINDA ÇOCUK!”

“Aile Bakanı Derya Yanık, henüz 10 yaşındaki çocuğa Ramazan gerekçesiyle çikolata ikram etmeyi uygun görmedi. 10 yaşında çocuk!”

YANIK NE DEMİŞTİ?

Yanık, 23 Nisan dolayısıyla makamında ağırladığı 10 yaşındaki çocuğu yanına alarak, “Tabi Ramazan olduğu için bir şey ikram edemedik. Biraz önce sözleştik biz; Ramazan’dan sonra, koruma evinde kaldığı beş arkadaşıyla beraber bize misafir olarak gelecek. Çikolata ve çay hakkımızı o zaman kullanacağız” ifadelerini kullanmıştı.





Güncel Haber ----- yazdı

Yazı Konusu:Kripto Para Vurgunu

Şehir:---------

E-Mail:-----

Tarih:2021-04-22 22:10:34

Kripto Para Vurgunu

“3-5 mankene kırmızı elbise giydirdiler ve 400 bin insanı dolandırdılar”

Yaklaşık 2 milyar dolarla yurt dışına çıktığı iddia edilen kripto para borsası Thodex'in kurucusu Faruk Fatih Özer, ünlü isimleri reklam yüzü olarak kullanmıştı. Sosyal medya hesabından tepkisini dile getiren İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem, “3-5 mankene kırmızı elbise giydirdiler ve insanların ekonomik sıkıntı ile ne yapacaklarını bilmez halde para kazanma ihtiyacını sömürerek Thodex ile 400.000 insanı dolandırdılar” dedi.

“3-5 mankene kırmızı elbise giydirdiler ve 400 bin insanı dolandırdılar”

Çok sayıda ünlü isim kripto para vurgunun merkezi olan Thodex için objektif karşısına geçmişti.

O ünlü isimlerden bazıları şöyle:

Pınar Deniz, Mine Tugay, Bahar Şahin, Simge, Zeynep Sever Demirel, Özge Ulusoy, Deren Talu, Ebru Şallı, Gökçe Bahadır, Yağmur Ün, Aleyna Solaker, Gökçe Akyıldız, Melisa Döngel, Selin Şekerci, Burak Sevinç, Cansel Elçin, Necip Memeli, Barış Kılıç, Aleyna Serra, Pelin Karahan, Burcu Esmersoy.

Thodex’in reklam yüzü olan ünlüler, bu kareleri sosyal medya hesaplarından da paylaşmıştı.

ÖZER, ARALIK 2020'DE “KRİPTO PARANIN TAŞINMASI BANA BAĞLI” DEMİŞ

Vurgunun duyulmasının ardından Thodex’in kurucusu Faruk Fatih Özer’in TGRT'de birden fazla programa konuk olduğu da ortaya çıktı. 9 Aralık 2020’de TGRT'de katıldığı programda söylediği şu sözler sosyal medyada gündem oldu:

“İnsanlar şunun değerini daha fazla anladılar; kripto paranın hem taşınması, hem bir yerden bir yere aktarılması sadece bana bağlı. Herhangi bir sisteme, herhangi bir ülkeye, herhangi bir finans kuruluşuna bağlı olmadan siz istediğiniz yere bu kripto paranızla seyahat edebilir veya bunu istediğiniz ülkeye aktarabilirsiniz.”

“MANKENLERE KIRMIZI ELBİSE GİYDİRDİLER, 400 BİN İNSANI DOLANDIRDILAR”

Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla yaklaşık 2 milyar dolarlık dolandırıcılık iddiasına tepkisini dile getiren İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem, “3-5 mankene kırmızı elbise giydirdiler ve insanların ekonomik sıkıntı ile ne yapacaklarını bilmez halde para kazanma ihtiyacını sömürerek Thodex ile 400.000 insanı dolandırdılar. Para nerede? Uçtu. Haklar korunacak mı? Hayır. Kimse nasıl korunabileceğini biliyor mu? Hayır. Yazıktır” dedi





Haber Gündem----- yazdı

Yazı Konusu:Ölmek İstemiyorum

Şehir:Mersin

E-Mail:---------

Tarih:2021-04-19 23:31:32

Kızlarımız Neden Hep Sorunlu Maganda, Lümpen Tipleri Seçerler  ve Sonra Başlarına Bela Alırlar? 

Mersin'in Erdemli ilçesinde annesiyle birlikte yaşayan 18 yaşındaki üniversite öğrencisi N.P., eski erkek arkadaşı H.G.'nin (23) müstehcen görüntülerini gizlice çekerek şantaj yaptığı ve daha sonra da bunları yayınladığı iddiasıyla 2020 Haziran ayında savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Olay tarihinde 18 yaşından küçük olan genç kızın verilen takipsizlik kararına itiraz etmesinin ardından ‘müstehcenlik' suçlamasıyla dava açılırken, ilk duruşma Mersin 21. Asliye Ceza Mahkemesinde 3 Mart 2021 tarihinde görüldü. Ancak, şüpheli H.G. askerlik görevini yerine getirdiği için duruşmaya katılmadı.

Savcılık iddianamesinde, şüpheli için TCK'nın 226'ncı maddesi gereğince cezalandırılmasını istedi. Davanın ikinci duruşması bugün görülecek. Tutuksuz yargılanan şüphelinin önce tutuklanmasını talep eden genç kız, daha sonra ise en ağır cezanın verilmesini istiyor.

 

ONU REDDETTİĞİM İÇİN TEHDİT ETTİ

Yaşadıklarını anlatan N.P, şüpheliyle Şubat 2019'da tanıştıklarını ve duygusal bir ilişkiye başladıklarını belirterek, şunları söyledi:

– Daha sonra bana şantaj yapmaya başladı. Onu reddettiğim için tehditlerle, şantajlarla beni cinsel birlikteliğe zorladı, beni istismar etti. Daha sonrasında kendisinden şikayetçi oldum. Ardından soruşturma başladı, dava açıldı. İddianame hazırlandı ama davayla ilgili takipsizlik kararı verildi.

– İtiraz ettik ve yeniden iddianameme hazırlandı. Çok uzun bir süreç yaşadık. Davanın ilk duruşması yapıldı. Şüpheli duruşmaya gelmedi. Talimat duruşması oldu, ona da kimse gitmedi. Bugün ikinci duruşmamız olacak. Neler olacağını merak ediyorum. Çünkü yaşadığım sürece baktığımda ceza almayacak diye düşündüm.

– Bir festivale gitmiştik. Ben orada kendisine bu ilişkiyi devam ettirmek istemediğimi söyledim. Sonrasında bu görüntüleri bana attı. Bundan sonra şantajlarına devam etti. Daha sonrasında beni kendisiyle görüşmeyeceğimi, ilişkiyi bitirmek istediğimde bu tehditleri, şantajları devam etti. Bundan dolayı onun evine gitmek zorunda kaldım. Daha sonra beni orada da istismar etti. Sonrasında Mayıs 2020'de bana attığı videoyu ifşaladığını öğrendim. Arkadaşlarından birisi bunu bana söyledi. Sosyal medya hesapları üzerinden farklı sayfalardan videoyu paylaşmış. Bununla ilgili erişim engeli isteyeceğim.

 

– Hem ailesi hem arkadaşları hepsi çok fazla tehdit ediyorlar. Hatta şüpheli, “Eğer şikayetinden vazgeçmezsen seni Özgecan Aslan gibi öldürürüm” diyor. Bana bunları söylüyor. Ben artık bu tehditlerin kesilmesini istiyorum ve mahkeme heyetinin de artık doğru bir karar vermesini bekliyor. Bu gibi kişiler bunlara cesaret edemesinler. Ben öldükten sonra bir şey yapmalarına gerek yok.





Haber Gündem----- yazdı

Yazı Konusu:Betül'ün Katledilmesi

Şehir:Ankara

E-Mail:--------------

Tarih:2021-04-18 23:05:20

Betül'ün Sözde Sevgilisi Olduğunu Söyleyen Acımasız Manyak Biri Tarafından Bıçaklanarak Öldürülmesi... Böyle Birinin Cezası Çakallara Paramparça Edilmesi Olabilir mi? Katilini Kendi Seçmiş, İşte Genç Kızların Tuzağa Bilinsizce Düşmesi...  

Betül'ün katiline son tebessümü

Betül Çelik’in hayata son gülücüğü, sonrasında yaşanan vahşet ve katilin yakalanmasının inanılmaz öyküsü.

Betül'ün katiline son tebessümü

 

Betül ün katiline son tebessümü  #1

Ankaralıların huzuru ve sessizliği bulduğu, muhteşem doğasıyla büyüleyen Mavi Göl, 6 Mayıs 2010 sabahı, piknikçilerin "Gölde bir ceset var" çığlıklarıyla yankılandı. İhbarın ardından olay yerine gelen güvenlik güçleri, gölün kenarındaki genç kıza ait cesedin çevresine güvenlik şeridi çekerek, katil ya da katillerin yakalanması için çevrede delil aramaya başladı.

KIRMIZI ÇAKMAK VE AYAKKABILAR

Dedektifler, cesede ait olduğu tahmin edilen bir kadın çantası, yaklaşık 20 metre uzakta bir çift ayakkabı ve kırmızı bir çakmak buldu. Ayrıca toprak üzerindeki izlerden, cesedin bir süre sürüklendikten sonra gölün kenarına getirildiği belirlendi. Olay yerinde bulunan çanta içindeki kimlikler sayesinde cesedin, 18 yaşındaki Betül Çelik'e ait olduğu kısa sürede tespit edildi.

11 KEZ BIÇAKLANDI

Ailesinin de teşhis ettiği ceset üzerinde yapılan incelemede, Betül'ün vücudunun çeşitli yerlerinden 11 kez bıçaklandığı ve kan kaybından hayatını kaybettiği anlaşıldı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Bürosu dedektifleri, katil ya da katillerin yakalanabilmesi için öncelikle Betül'ün yaptığı son telefon konuşmalarını incelemeye aldı. Ancak Betül, öldürüldüğü gün ailesi dışında kimseyle görüşmemişti. Aile bireyleri ise, herhangi bir düşmanlarının olmadığını ve Betül'ü kimin öldürdüğünü bilmediklerini söyledi.

PATRONUYLA TARTIŞIYORDU

Lise eğitiminin ardından ailesine katkı sağlamak amacıyla çalışmaya başlayan genç kız, evlerinin yakınında bulunan bir mobilya mağazasında sekreter olarak işe başlamıştı. Bunun üzerine Betül'ün iş arkadaşlarıyla görüşen polisler, olay günü genç kızın işten erken çıktığını ve nereye gittiğini bilmediklerini söyledi. Ancak arkadaşları, Betül'ün öldürülmeden önce iş yerinin sahibi olan 28 yaşındaki Mehmet K. ile sık sık tartıştığını gördüklerini anlattı.

TEDİRGİN VE SİNİRLİYDİ

İfadeye çağırılan Mehmet K., Betül'le olay günü görüşmediğini, tartışmalarının işle ilgili olduğunu ve cinayet işlendiğinde evde olduğunu belirtti. Buna rağmen Mehmet K., ifadesini alan dedektifler karşısında tedirgin ve sinirli haldeydi. Ankara'da 8 ayrı mobilya mağazası bulunan genç işadamının cep telefonu sinyallerini inceleyen polisler, buradan da herhangi bir sonuca ulaşamadı. Mehmet K.'nın cep telefonunun olay günü işyerinden sinyal verdiğini belirlendi.

KIRMIZI ÇAKMAK TEK DELİLDİ

Olay yerinde bulunan tek delil olan kırmızı çakmak üzerinde yoğunlaşan polis, Betül'ün sigara içmediğini ve çakmağın katile ait olabileceğini düşünerek parmak izi incelemesine gönderdi. Yapılan incelemede çakmak üzerinde Betül'e ait olmayan parmak izlerine rastlandı.

ÇAKMAĞI SÖYLEDİLER CİNAYETİ İTİRAF ETTİ

Cinayetle ilgili onlarca kişinin ifadesine başvuran polisler, tedirginliğiyle dikkat çeken Mehmet K. dışında başka bir şüphelinin bulunmadığı kanaatine varınca yeniden ifadeye çağırmaya karar verdi. Genç işadamı daha önceki ifadesini tekrarlayarak, Betül'ü kimin öldürdüğünü bilmediğini söyledi. Bu sırada deneyimli bir dedektif, çapraz sorgu sırasında, "Olay yerinde çakmağını bulduk. Cinayeti senin işlediğini düşünüyoruz" dedi. Derin bir sessizliğe bürünen Mehmet K., birkaç dakika sonra cinayeti işlediğini itiraf etti. Betül'e aşık olduğunu ve bir süre birlikte olduklarını söyleyen Mehmet K., kıskançlık krizine girerek cinayeti işlediğini söyledi. Çakmak üzerindeki parmak izleri ile Mehmet K.'nın parmak izlerini karşılaştıran polis, cinayeti delillendirmiş oldu.

CİDDİYE ALMADI

Mehmet K., soğukkanlılıkla olay gününe ilişkin tüm detayları polise şöyle anlattı: "Betül işe başladıktan sonra aramızda yakınlaşma oldu. Birkaç ay sonra ona aşık olduğumu söyledim. Kendisi de bana karşı hislerinin olduğunu söyledi. Çıkmaya başladık. Ancak bir süre sonra beni ciddiye almamaya başladı. Arkadaşlarıyla geziyor ve bana vakit ayırmıyordu. Benim dışımda hayatında başka bir erkek olduğunu düşünmeye başladım. İçimdeki kıskançlık duygusu giderek büyüyordu.

TELEFONUNU İŞ YERİNDE BIRAKTIM

Cinayet günü kendisiyle konuşmak istediğimi söyledim. Kabul edince işten erken çıkmasını istedim. Cep telefonumu mağazada bıraktım. Betül işyerinden uzaklaştıktan sonra otomobille beklemesini söylediğim yerden aldım. Mavi Göl'ün kenarına gittik. Önce yemek yedik ardından sohbet etmeye başladık. Beni sevip sevmediğini sordum. Bu konulara girmek istemediğini ve güzel bir gün geçirip eve dönmek istediğini söyledi. Beni aldattığını düşünmeye başladım. Kıskançlık duygularım öfkeye dönüşüyordu. Kendimi adeta kaybetmiştim.

HATIRA FOTOĞRAFI KALSIN İSTEDİM

Göl manzaralı ağaçlık bir alana geldiğimizde, artık öldürmeye karar vermiştim. Bana ondan bir hatıra kalmasını istedim ve 'Senin güzel gülüşünü ölümsüzleştirmek istiyorum' dedim. Bana poz vermesini istedim. Makinemle fotoğrafımı çekerken gülüyordu. Beni sevip sevmediğini yine sordum. Bu kez 'Hayır' cevabını alınca belimde taşıdığım bıçağı çıkararak vücuduna saplamaya başladım. Yüzüme bakıp, 'Ne yaptın' diyordu. Bıçağı defalarca sapladım. Öldüğünü düşündüğümde, cesedi göl kenarına kadar sürükledim. Sanırım bu sırada çakmak cebimden dü





HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:Emekli Amirallerin İfadeleri

Şehir:Ankara

E-Mail:------

Tarih:2021-04-10 19:14:14

İşte emekli amirallerin ilk ifadeleri

Montrö sözleşmesi ve sarıklı amiral ile ilgili açıklamaya imza koyan ve gözaltına alınan 10 emekli amiralin 5. Sulh Ceza Hakimliği'ndeki ifadeleri ortaya çıktı. Gözaltı süresinin uzatılmasına itiraz eden emekli amiraller kaçma şüphelerinin olmadığını söyledi.

İşte emekli amirallerin ilk ifadeleri

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 104 emekli amiral hakkında Devletin Güvenliğine ve Anayasal Düzene Karşı Suç İşlemek için Anlaşma” suçlamasıyla başlattığı soruşturma kapsamında gözaltı süreleri 4 gün uzatılan 10 emekli amiralin karar öncesi verdikleri ifadeler ortaya çıktı.

MAVİ VATAN HATIRLATMASI

Gözaltındaki emekli amirallerin 5. Sulh Ceza Hakimliği’ndeki ifadeleri şu şekilde:

Ramazan Cem Gürdeniz: Balyoz’dan ilk tutuklanan amiral benim. Mavi vatan kavramı bana aittir. Çok uğraşılan bir amiralim. Aynen o kötü günlerde olduğu gibi bugün de buraya geldiğimizde bazı radyo ve televizyon kanallarında uzatmanın yapıldığı bildirildi. Bu husus beni yaralamıştır. Bu süreçte kaçmak benim gibi birisine zaten yakışmaz. Gözaltı süreci sırasında tarafıma hiçbir belge verilmedi. Gözaltında Covid olma ihtimalimiz çok yüksektir. Bu nedenle Cumhuriyet Savcılığının gözaltı süresinin uzatılması talebinin reddine karar verilmesini talep ediyorum.

DUYURU HAZIRLANDIĞINDA BEN YOLDAYDIM

Kadir Sağdıç: Ben 69 yaşındayım. Gözaltı koşullarının oluşmadığını düşünmekteyim. Gözaltına alınmama ilişkin tebliğ tutanağı bana veya avukatıma tebliğ edilmedi. Söz konusu duyuru hazırlandığı günlerde yoldaydım. Ben 40 ay balyoz davasında tutuklu kaldım. Bu süreçte anneme veda edemeden vefat etti. Yaşlı babam vardır. Kaçma durumum yoktur. Tansiyonum yüksektir. Bu konuda raporum vardır. Cumhuriyet Savcılığının gözaltı süresinin uzatılması talebinin reddine karar verilmesini talep ediyorum.

BALYOZ DAVASINDA BEDEL ÖDEDİM

Ali Sadi Ünsal: Ben Balyoz davasında da haksız şekilde hürriyetimden yoksun bırakıldım. Adaletli hakimlerimiz kürsüde bulunsun diye bedel ödedim. 2010-2011 yıllarında kanser tedavisi gördüm, radyasyon tedavisi aldım. Bundan dolayı tükürük bezlerimin bir kısmını kaybettim, yutkunma zorluğu başladı. Böbreklerimde kanal genişlemesi var. Dolayısıyla idrar sorunu yaşıyorum. Çok yüksek miktarda kan değerlerim vardır. Kolesterolüm düşürülemediği için yüksek dozlu ilaçlar kullanmaktayım. Bel fıtığımda vardır. Gözaltı sürecinde zorlanmaktayım. Benim özel beslenme koşullarına ihtiyacım vardır. Emniyette verilen yiyecekleri bahsetmiş olduğum sağlık sorunları nedeniyle tüketemiyorum. 2 yıldan beri evimdeyim. Darp ve cebir iddiası dışında doktordan bir soruya muhatap olmadığım için size anlatmış olduğum hususları beyan etme gereği duymadım. Bu nedenlerle Cumhuriyet Savcılığının gözaltı süresinin uzatılması talebinin reddine karar verilmesini talep ediyorum.

KAÇACAK BİRİSİ DEĞİLİM

Alaettin Sevim: Benim böbrek yetmezliğim vardır. Yüzde 50’den fazla fonksiyon kaybım vardır. Raporlarımı avukatım vasıtasıyla teslim ettim, ilaç kullanıyorum. Gözaltı koşulları bunu zorlamaktadır. Kaçacak birisi değilim. İstenildiği takdirde gelip ifade veririm. Bu nedenle Cumhuriyet savcılığının gözaltı süresinin uzatılması talebinin reddine karar verilmesini talep ediyorum.

BÖYLE BİR DÜŞÜNCEM OLAMAZ

Bülent Olcay: Balyoz davasında 997 gün özgürlüğümden mahrum kaldım. O zaman kaçmadım. Bu dava sürecinde de böyle bir düşüncem olamaz. Nezarethane koşulları sağlık koşullarına uygun değildir. Sağlık sorunlarım vardır. Bu sorunları diğer şüphelilerin yanında söylemek istemiyorum. İleri yaşta olan anne ve babam en büyük endişemdir. Cumhuriyet savcılığının gözaltı süresinin uzatılması talebinin reddine karar verilmesini talep ediyorum.

DİJİTAL METARYALİ KARARTMA İMKANIM OLMAZ

Türker Ertürk: Gözaltı sürecimin sonlandırılmasını talep ediyorum. Uzatmanın gayri hukuki olduğunu söylemek istiyorum. Kaçma şüphem yok, delil karartma şüphem yok. Üzerinde çalışılan materyal dijital materyaldir. Gözaltını bitirdiğiniz takdirde benim bu materyali karartmam, değiştirmem mümkün değildir. Ben 63 yaşındayım. Bu şartlar altında bağışıklık sistemim düşecektir. Covid olma ihtimalimiz çok yüksektir. Bu nedenlerle Cumhuriyet savcılığının gözaltı süresinin uzatılması talebinin reddine karar verilmesini talep ediyorum.

SAĞLIĞIM İLE İLGİLİ RİSK OLUŞTU

Nadir Hakan Eraydın: Yaklaşık 1 ay önce kalp ameliyatı geçirdim. Ailemle dahi görüşmezken bu şartlarla karşılaştım. Ameliyat sonrası baş dönmesi atakları ve tansiyon atakları yaşamaktayım. Gözaltında kaldığım süre boyunca hayatım risk altındadır. Tedavimi uzun zamandan bu yana takip eden doktorum ile görüşme sağlayamadığım için tedavimin doğru bir şekilde ilerleyip ilerlemediğini bilemiyorum. Kullandığım ilaçlarda aksama olmuştur. Sağlığımla ilgili risk altında bulunduğumu düşünüyorum. Gözaltındayken sağlık koşullarım sebebiyle hastaneye kaldırıldım. Bu hususları doktora da aktardım. Soruşturmanın tamamlanarak serbest bırakılmamı talep ediyorum.

Atilla Kezek: 65 yaşındayım. Yaşım gereği diyabet ve tansiyon rahatsızlığım vardır. Şu anda nezarethanede kalabalık koğuşlarda bulunmaktayız. Pandemi koşulları sebebiyle sağlığımızın risk altında bulunduğunu düşünüyorum. Cumhuriyet Savcılığının gözaltı süresinin uzatılması talebinin reddine karar verilmesini talep ediyorum

Ergun Mengi: Nezarethane koşulları sağlık durumumuz için uygun değildir. Cumhuriyet Savcılığının gözaltı süresinin uzatılması talebinin reddine karar verilmesini talep ediyorum

Turgay Erdağ: Balyoz kumpasından 3,5 yıl hapis yatarak bedel ödemiş bir insanım. Gözaltına alınma sürecinde 90 yaşında alzheimer ve görme bozukluğu olan anne babamın yanında gerçekleştir. Nezarethane koşulları çok kötüdür. Pandemi sürecinde yaşanmaması gereken bir yerdir. Cumhuriyet savcılığının gözaltı süresinin uzatılması talebinin reddine karar verilmesini talep ediyorum





HaberlerBilim - Teknoloji----- yazdı

Yazı Konusu:Linkedin

Şehir:-------

E-Mail:-----

Tarih:2021-04-09 01:33:05

Facebook’tan sonra şimdi de LinkedIn! 500 milyon kişinin bilgileri çalındı, satışa çıkarıldı

Geçtiğimiz hafta Facebook'taki 530 milyon kullanıcının bilgilerinin çalındığı haberinin ardından bir haber de sosyal medya platformu LinkedIn'den geldi. Platformdaki 500 milyondan fazla kullanıcının bilgilerinin çalındığı ve çevrimiçi olarak satışa sunulduğu ortaya çıktı.

Facebook’tan sonra şimdi de LinkedIn! 500 milyon kişinin bilgileri çalındı, satışa çıkarıldı

İş dünyası tarafından sıkça kullanılan LinkedIn’de bulunan 500 milyondan fazla kişinin bilgilerinin çalındığı ve çevrimiçi forumlarda satışa sunulduğu açıklandı.

Hackerlar verilerin çalışınmasına kanıt olması için 2 milyon kullanıcının bilgilerinden oluşan bir örneği paylaştı. Söz konusu örnekte üyelerin isimleri, e-posta adresleri, telefon numaraları, çalışma bilgileri, sosyal medya bağlantıları gibi birçok veri bulunuyor.

Bir LinkedIn yetkilisi tarafından yapılan açıklamada “Sorun hala araştırılıyor, çalınan bilgiler herkese açık olarak görüntülenebiliyor. Üyelerimizi ve onların verilerini korumak için çalışıyoruz” ifadesini kullandı.





Asuman ARANCA/Haber Gündem----- yazdı

Yazı Konusu:Emekli Amiraller

Şehir:Ankara

E-Mail:------

Tarih:2021-04-08 19:01:24

Emekli amirallerin gözaltı süresi uzatıldı

Montrö sözleşmesi ve sarıklı amiral ile ilgili açıklamaya imza koyan ve gözaltına alınan 10 emekli amiral hakkındaki gözaltı süresi uzatıldı.

Emekli amirallerin gözaltı süresi uzatıldı

  •  
  •  
  •  
  •  

Montrö sözleşmesi ve sarıklı amiral ile ilgili açıklamaya imza koyan ve gözaltına alınan 10 emekli amiral hakkındaki gözaltı süresi uzatıldı. Gözaltındaki isimlerin ifade işlemlerine dijital verilerin çözümlerinin henüz tamamlanmaması nedeniyle başlanamadı.

104 emekli amiralden 10’u geçen Pazartesi günü ‘Anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma’ suçundan gözaltına alınmıştı. Açıklamada imzası olan 4 isim de yaşlarının ileri olması nedeniyle evlerinde arama yapıldıktan sonra ifadeye davet edilmişti.

Gözaltındaki emekli amiraller Ergun Mengi, Atilla Kezek, Alaettin Sevim, Cem Gürdeniz, Hakan Eraydın, Bülent Olcay, Kadir Sağdıç, Türker Ertürk, Turgay Erdağ ve Ali Sadi Ünsal'ın evlerinde yapılan aramada ele geçirilen dijital verilerin çözümlerinin henüz tamamlanmadığı öğrenildi. Savcılık bu nedenle, 10 emekli amiral hakkındaki gözaltı süresinin 4 gün daha uzatılması için nöbetçi sulh ceza hakimliğine başvurdu. Hakimlik de gözaltı süresinin uzatılmasına karar verdi. Emekli amirallerin ifade işlemlerine dijital verilerin çözümleri geldikten sonra başlanacak.

PAZARTESİ GELECEKLER

Yaşlarının ileri olması nedeniyle evlerinde arama işlemi tamamlandıktan sonra kendilerine tebligat yapılan 4 emekli general ise Pazartesi günü emniyete gelerek ifade verecek.

Emekli amiraller Engin Baykal, Cemil Şükrü Bozoğlu, Mustafa Özbey ve Atilla Kıyat'ın ifade işlemlerinin aynı gün tamamlanması bekleniyor.





Meltem----- yazdı

Yazı Konusu:Metin Kaçan ve Alp Buğdaycı Olayı

Şehir:İstanbul

E-Mail:---

Tarih:2021-04-02 22:35:02

Ağır Roman’ın Yazarı Metin Kaçan ile Spiker Alp Buğdaycı Tarafından Tecavüze Uğrayan Güneş K.’nın Yaşadıkları

Türkiye'de erkek şiddetinin ne kadar yaygın olduğunu görebilmek adına 1995 yılının Ocak ayına gidiyoruz.

Ağır Roman'la Türk edebiyatına adını altın harflerle yazdıran Metin Kaçan...

Ağır Roman'la Türk edebiyatına adını altın harflerle yazdıran Metin Kaçan...

Her ne kadar Okan Bayülgenli, Müjde Arlı filmle birlikte parladığı düşünülse de Ağır Roman Türk edebiyatının en iyi eserlerinden bir tanesi. Yazarı Metin Kaçan önceleri mizah dergilerinde parlıyor, sonraları öyküleriyle adından söz ettiriyor ve pek çok eseriyle tüm ülkede bilinir hale geliyor.

Körfez Savaşı sırasındaki performansı nedeniyle yıldızı parlayan bir haber spikeri Alp Buğdaycı...

Körfez Savaşı sırasındaki performansı nedeniyle yıldızı parlayan bir haber spikeri Alp Buğdaycı...

Pek çok gazete ve televizyonda stajyerlik yaptıktan sonra TRT'nin açtığı spikerlik sınavını kazanan ve Türkiye'nin ilk özel televizyonu Magic Box'ın haber spikerliğini yapan Alp Buğdaycı o dönem gösterdiği performansla Körfez Savaşı'nı en iyi aktaranlardan biri oluyor.

Ve Güneş K...

Ve Güneş K...

Orta sınıf, entelektüel, solcu bir ailenin kızı. Kendisiyle ilgili edinebildiğimiz tek bilgi bu. Ve bir de o gece var elbette...

1995 yılının Ocak ayı sonlarında gazetelerin birinci sayfasında yüzü gözü şiş, vücudu ezikler, morluklar içinde fotoğrafıyla bir kadın yer alıyordu.

1995 yılının Ocak ayı sonlarında gazetelerin birinci sayfasında yüzü gözü şiş, vücudu ezikler, morluklar içinde fotoğrafıyla bir kadın yer alıyordu.

Güneş K.,  eski sevgilisi Metin Kaçan ile arkadaşı Alp Buğdaycı'nın tecavüzüne uğradığını, şiddet gördüğünü ve hastanede tedavi altına alındığını anlatıyordu. Ülke gündemine bomba gibi düşen ve aylarca konuşulan bu olayla ilgili, içeriğin bundan sonrasında üç kişinin basından çeşitli isimlere anlattıklarını derleyeceğiz. Yorumsuz...

"Ben tam kurtuldum derken, 'Hadi tecavüz edelim' dediler. İşte, ondan sonra yatak odasına sürüklendiğimi hatırlıyorum."

"Ben tam kurtuldum derken, 'Hadi tecavüz edelim' dediler. İşte, ondan sonra yatak odasına sürüklendiğimi hatırlıyorum."

29 Ocak 1995 gecesi dönemin en meşhur mekanlarından Kemancı'ya giden Güneş K. ve arkadaşları Metin Kaçan ve Alp Buğdaycı ile karşılaşırlar, ardından Alp Buğdaycı'nın evine giderler. Bundan sonrasını Güneş K. anlatıyor: 

"Olay gecesi iki kız arkadaşımla birlikte Kemancı Bar'a gitmiştim. 5 yıl arkadaşlık ettiğim Metin ile karşılaştım. Kendisiyle geçen yıl ayrılmıştık. Daha sonra arkadaşı Alp Buğdaycı yanımıza geldi. Ben Alp'i 18 gündür tanıyorum. Daha sonra hep birlikte geceyi geçirmek üzere Buğdaycı'nın Cihangir'deki evine gittik. Alp'in teklifini reddeden iki arkadaşımı tekmeleyerek evden attılar.

İkisi de çıldırmış gibiydi. Dövmeye başladılar. Sürekli yumruk atıyorlardı. Komutları hep Alp veriyordu. Metin'e kulağımdaki küpeleri koparmasını söyledi. Bir ara yorulur gibi oldular. Ben tam kurtuldum derken, 'Hadi tecavüz edelim' dediler. İşte, ondan sonra yatak odasına sürüklendiğimi hatırlıyorum."

"Orgazm sigaralarını da benim üzerimde söndürdüler."

"Alp beni aşağılamak ister gibi, 'Bu kadında beş yıl boyunca ne buldun, beni heyecanlandırmıyor bile, bak tahrik bile olamıyorum' diyordu. Ama salonda orgazm sonrası sigalarını içmeyi de ihmal etmediler. O sigaralarını da benim üzerimde söndürdüler. Alp, birden, 'Hadi öldürelim' deyince korktum. 'Bu anlatır, öldürmek gerekir' diyordu Alp. Sonra bana anlatmayacağıma ve ikisi dışında hayatım boyunca kimseyle yatmayacağıma dair söz verdirdiler."

"İki salon tokadı, birkaç tekme ve birbirimize tükürmenin dışında başka bir şey olmadı."

"İki salon tokadı, birkaç tekme ve birbirimize tükürmenin dışında başka bir şey olmadı."

Dedik ya olayı tek bir açıdan görmeyeceğiz, bir de Metin Kaçan'ın anlattıklarına kulak verelim: 

"Ağır Roman’ın sanat yönetmeni Kadir’in evinde yemekteydik. Alp var, Müjde Ar var, Ceylan Çaplı var. Alp’le ben Taksim’deki barları gezmeye çıktık. Kemancı’da Güneş’i gördüm. Birkaç gün önce de Sarıyer’de bir evde birlikte olmuşuz. Gecenin ilerleyen saatlerinde Alp’in evine gittik. Yanımızda iki kız daha vardı, onlar gitti. Biz üçümüz kaldık. Güneş, çok sarhoş, Alp’in yatağına yattı. Evi bir sokak aşağıda, 'Evine git’ diyorum, çünkü Alp, orada kalmasını istemiyor. Zorla giydirdim Güneş’i ama durmadan hakaret ediyor, ben de geri kalmıyorum. Ama iki salon tokadı, birkaç tekme ve birbirimize tükürmenin dışında başka bir şey olmadı. Tecavüz mecavüz asla! Sonunda gitti, ben de bağırdım arkasından 'Anca gidersin. Hadi defol. Bir daha da gelme...' Bu kadar."

"O kadar gürültüye bütün mahallelinin sokağa dökülmesi gerekmez miydi?"

"O kadar gürültüye bütün mahallelinin sokağa dökülm</h4></div></td>

            
                  <p>
        
   <br>
<br>
<br>
<br>

      <table width=

HaberlerGündem/Sözcü----- yazdı

Yazı Konusu:Eşini Aldattı Diye Öldürdü

Şehir:Kocaeli

E-Mail:----------

Tarih:2021-04-02 18:48:54

Eski eşini çocuklarının önünde öldüren şahsın ifadesi kan dondurdu

Kocaeli'de boşandığı eşini, çocuklarının gözü önünde bıçaklayarak öldüren şahsın anlattıkları kan dondurdu. Sanık, “Çocuklarım olaya şahit oldu. Oğlum bana ‘baba yapma artık, annem düştü’ demesi ile kendime geldim” dedi.

Eski eşini çocuklarının önünde öldüren şahsın ifadesi kan dondurdu

 

Olay, Kocaeli'nin Kartepe ilçesi Uzunçiftlik Mahallesi'nde 5 Ocak tarihinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, kısa süre önce ayrılan Sevda Özdemir ile İsa Kösecik isimli çift arasında tartışma çıktı. 3 çocuğunun önünde tartışmaya başlayan çift arasında, kısa sürede kavga çıktı. Kavganın büyümesiyle İsa Kösecik, eline aldığı bıçakla Sevda Özdemir’i bıçakladı. Özdemir kanlar içinde yerde kalırken, İsa Kösecik olay yerinden kaçtı. Annelerinin kanlar içinde gören çocukların ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırılan Özdemir hayatını kaybederken, İsa Kösecik polis ekipleri tarafından yakalanarak ifadesinin alınmasının ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

“EŞİMİN BENİ ALDATTIĞINI ÖĞRENDİM”

‘Kasten öldürme’ suçundan yargılanan İsa Kösecik Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı. Duruşmaya sanık İsa Kösecik, tanık Kubilay K. ve taraf avukatları katıldı. Maktul ile yaklaşık 13 yıllık bir evliliğinin olduğunu söyleyen İsa Kösecik, “Bu evliliğimizden 3 çocuğumuz da var. Olaydan 6 ay önce eşimin beni Kubilay diye biriyle atlattığını öğrendim. Eşimle bu konuyu konuştuğumda Kubilay'ın ona şantaj yaptığını söyledi. Eşime bir şans daha vererek bulunduğumuz yerden taşındık. Ancak Kubilay isimli şahsı orada da gördüm ve eşimle boşandık. Eşimden boşandıktan sonra ev kiraladım ve onları eve yerleştirdim. Boşandıktan bir hafta sonra Sevda'nın babası bizim barışmamızı istedi. Ben de çocuklarım için teklifi kabul ettim. Onların yanına taşındım. Hatta tekrardan evlenecektik. Olaydan birkaç gün önce sucuk almıştım. Evdeki bıçak, sucuğu kesmeyince Sevda bıçağı bileylemem için verdi, bende arabaya koydum. Gece vardiyasında çalıştığım gün bana kendini iyi hissetmediğini ve eve gelmememi istedi. Bende gitmedim. Olay günü sabah erken saatlerde Sevda'nın evine giderek kıyafetlerimi almaya gittim. Kubilay'ın aracını görünce çok sinirlendim ve arabamdaki bıçağı aldım” dedi.

“BABA YAPMA ARTIK”

İlk önce Kubilay K. isimli şahsın arabasının lastiklerini patlattığını ifade eden İsa Kösecik, “Sevda'nın yardımıyla o sırada Kubilay arka kapıdan kaçmış. Sevda ile aramızda bu nedenle tartışma oldu. Sevda bana ‘Şimdi mi erkekliğin tuttu. Ne yapacaksan daha önce yapacaktın. O zaman öldürseydin' deyip küfür etti. Ben de bunun etkisi ile kendimi kaybettim ve bıçakla vurmaya başladım. Bir ara büyük oğlumun ‘Baba yapma artık, annem düştü' demesi ile kendime geldim. Diğer çocuklar da bu olaya tanık oldular. Daha sonra evden Kubilay'ı takip etmek için çıktım. Pişmanım” diye konuştu.

“SEVDA İLE ARAMIZDA BİR GÖNÜL İLİŞKİSİ OLDU”

Sevda ile 2019 yılında tanıştıklarını söyleyen Kubilay K., “Sevda ile aramızda bir gönül ilişkisi oldu. Zaman zaman bir araya geliyorduk. Olay tarihinde geceyi Sevda'nın evinde geçirdim. Sabah İsa geldiğinde beni görmemesi için Sevda beni arka kapıdan çıkardı. Ben de arabama binip uzaklaştım daha sonra ambulans sesleri duydum. Ben Sevda'nın bıçaklanma anını görmedim, onunla zorla ilişkiye de girmedim” şeklinde konuştu.
Mahkeme heyeti, İsa Kösecik'in tutukluluk haline karar vererek duruşmayı erteledi. (İHA)

 





Kemal ATLAN/HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:Muharrem İnce Parti Kuruyor

Şehir:-------------

E-Mail:-------------

Tarih:2021-03-23 19:03:25

Parti kurmak için tarih veren Muharrem İnce temel ilkeyi açıkladı

CHP’den istifa ederek 'Memleket Hareketi'ni başlatan Muharrem İnce, 1 ay içerisinde 'Memleket Partisi’ni kurmuş olacaklarını ve ilk seçimlerde 50+1 ile iktidara geleceklerini söyledi. Partinin tüzüğü hakkında da konuşan İnce, kuracakları partiye Atatürk ile sorunu olanların gelmemesini istedi.

 

Parti kurmak için tarih veren Muharrem İnce temel ilkeyi açıkladı

Eskişehir’de Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen Bulvarı'nda bir kafede gençlerle buluşan Muharrem İnce, gençlerin sorunlarını dinledi. Gençler, iktidar tarafından tarım ve hayvancılığa gereken desteğin sağlanmadığını bu nedenle çiftçilerin tarlalarını ekmeyip satılığa çıkardıklarını söyledi.

Gençler ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı tarafından EBA'nın da düzenlenmesi gerektiğini ve birçok öğrencinin EBA'ya girmekte sorun yaşadığını ifade etti.

“1 AY İÇERİSİNDE PARTİYİ KURUYORUZ”

Muharrem İnce, 1 ay içerisinde Memleket Partisi'ni kurmuş olacaklarını ve ilk seçimlerde 50+1 ile iktidara geleceklerini söyledi.

İnce, şöyle konuştu:

* Hiç umutsuz olmaya gerek yok. Yeter ki sizin gibi gençler memlekete sahip çıksınlar. Okusunlar, araştırsınlar.

* Sadece sizden istediğim, sadece ders kitapları değil, ders kitaplarının dışında başka kitaplar da okumalısınız. Araştırma kitapları, roman, tarih, klasikleri okumalısınız.

* Kindar bir nesil değil, araştıran, özgüveni yüksek, sorgulayan, tarih bilinci olan, itiraz eden bir gençlik olmalı. Dünyayı itaat edenler değiştiremez.

* İtiraz edenler değiştirebilir. İtiraz edeceksiniz, korkmayacaksınız. Bu itirazı saygısızlık yapın anlamında söylemiyorum. İtiraz et, hemen bir şeyi kabullenme, soruştur. Ben siz gençlere güveniyorum.

PARTİYE ÜYELİK İÇİN 6 KURAL

İnce konuşmasında partiye üye olabilmek için 6 ana kuralları olduğunu söyledi. İnce, üyelik için gereken kuralları şu şekilde sıraladı:

* Atatürk ile problemin varsa gelme diyoruz. Atatürk'ü kabul ederek gel. Atatürk'ü tartışmaya gelme.

* Doğa ve çevreye saygı göstereceksin.

* Kadına şiddet ve çocuk istismarını yüksek sesle kınayacaksın.

* Terörün her türlüsünü kınayacaksın. Öyle benim teröristim, senin teröristin olmaz.

* Siyasetten rant elde etmeyi düşünmeyeceksin. Siyaseti bir hizmet işi gibi göreceksin.

* Her türlü ayrımcılığı reddedeceksin. Bu 6 kuraldan birisine takılan partiye üye olamaz.

“DEMOKRASİNİN KURALLARINI PARTİDE YAŞATACAĞIZ”

İnce, konuşmasında bütün partilerin birbirine benzediğini ve her partide tek adamın konuştuğunu, üyelere hiç kimsenin bir şey sormadığını söyledi.

İnce, “Biz öyle olmayacağız. Biz Türkiye'de 50+1 hedefi ile tek başımıza iktidar olacağımızı söylediğimiz için demokrasinin kurallarını partide yaşatacağız” dedi.

“İŞE YARGIYI DÜZELTMEKLE BAŞLAYACAĞIZ”

İşe yargıyı düzeltmekle başlayacaklarını ifade eden İnce şöyle konuştu:

* Hakim ve savcılara, adliyeye düşmeleri durumunda adil yargılanıp yargılanmayacağını soruyorlar. Hakim ve savcılar bile inanmıyor.

* Eğer bir ülkenin yargısına olan güven yüzde 20'lere yüzde 18'lere düşmüşse o ülkede bağımsızlık olmaz, ekonomi olmaz, üretim olmaz, barış olmaz, kardeşlik olmaz, hiçbir şey olmaz.

* Bugün Türkiye ekonomisine en büyük kötülüğü yapan yargı mensuplarıdır. Çünkü ekonomiyi onlar bozuyor. Yanlış kararlarıyla bozuyorlar. Biz ülkemizin ekonomisini düzeltmek istiyorsak, işe yargıdan başlamalıyız.

* Yargıyı çözmediğimiz sürece yoksulluktan kurtulamayız. Bunu anlatırken dilimizde tüy bitti. Israrla da anlatmaya devam edeceğiz. Ülkenin hali ortada, Danıştay'ın hali ortada, Yargıtay'ın hali ortada, Anayasa Mahkemesi'nin hali ortada. Bu yoksulluktan, bu girdaptan kurtulmamız için önce yargıyı düzeltmemiz lazım. Başlangıç noktamız yargı olmalı. Gerisi çorap söküğü gibi gelir zaten.

“EKONOMİYİ ÇOK KÖTÜ YÖNETTİLER”

Konuşmasında AKP hükümetini de eleştiren İnce, şöyle konuştu:

* Sabah gözlerimizi doları 8 lira olmuş olarak açtık. Cumaya kadar ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Ben bu aşıların paralarını bile ödeyebilirlerse ona da razıyım. Ülkenin ekonomisini ne yazık ki 18-19 yıldır çok kötü yönettiler. Üretim ekonomisi kurmadılar. Şeffaflığı yok ettiler. Şeffaf bir kamu yönetimi yapamadılar.

* Sürekli betona yatırım yaptılar. Üretime yatırım yapmadılar. Tarımı bitirdiler. Maalesef Türkiye'yi bir uçurumun başına getirdiler. Buradan hep birlikte yeniden çıkabiliriz. Ama liyakatli kadrolarla. Yani hepsi bizden olsun, ‘badem bıyık' olsun diye başlarsan sonra torbanın dibini karıştırırsın, acaba para var mı diye! Şu anda torbanın dibini karıştırıyorlar. Yapılan iş bu. Kuyumculardan yarımşar kilo alabilir miyiz diye araştırıyorlar.

* Durum vahim, umutsuz değil. Bu mantıkta Merkez Bankası Başkanı dayanmıyor. Sen gel, sen git. Nasıl adamlarsa bunlar; 3 aylık adam görevden alınıyor, ‘Allah razı olsun Cumhurbaşkanımızdan' diye teşekkür ediyor.

* Nasıl insanlarsa anlamıyorum, biraz utanır adam. Almış seni görevden, çek git. Bir de teşekkür etme yani. Neyine teşekkür ediyorsun. Onurunu kırmış senin. Bu kadar mı yerlerde sürükleniyorsun. Merkez Bankası Başkanı kolay kolay değişmez. 20 ayda 4 tane başkan değişti. Türkiye'nin omurgalı insanlara ihtiyacı var. Plastik olup sürekli eğilenler değil.

“SİYASET MATEMATİK DEĞİL MANTIK İŞİ”

Siyasetin matematiği olmadığını mantığı olduğunu ifade eden İnce, şu ifadeleri kullandı:

* 3 milyon oy burada var, 5 milyon burada var, 8 orada var, topla hepsini şu kadar yaptı işi siyasette tutmaz. Siyasette bazen A partisi 5 alıp, B partisi 8 alıp ikisini yan yana getirirsiniz 13 yapmaz. 23 de yapabili





Gökmen ULU----- yazdı

Yazı Konusu:238 Bin TL lik Kıyak

Şehir:-------------

E-Mail:-------------

Tarih:2021-03-18 00:21:14

Hani CHP Belediyeri Tıkır Tıkr Şeffaf Çalışıyordu, Çalma Çırpma Yoktu !!!

Yahu 18 günlük Kurs İçin 238 Bin Lira Ödenir mi? Halk 1 TL lik Ekmek Kuyruğunda Saatlerce Beklerken Böyle Bir Peşkeş Nasıl Yapılır. 

Hey Tunç Bey Siz Haber Medyada Haber Olunca İhaleyi İptal Etmişsiniz! Vay be haber Olmasa İşlem Tamamdı... Günlük Kurs Parası 13 Bin TL... İnsaf be... Ne Kursmuş Bu... Ayıptır... CHP Belediyeleri de Kirlenmeye mi Başladı. Neler Dönüyormuş da Haberimiz Yokmuş 

Tunç Soyer 238 bin liralık Enver Aysever ihalesini iptal etti

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Enver Aysever’e 18 günlük okur yazarlık kursu için 238 bin lira ödenecek ihaleyi iptal ettiğini duyurdu. Toplumda oluşan tepkiler üzerine açıklama yapan Soyer, “Kamuoyunda oluşan hassasiyete kayıtsız kalmam mümkün değildir” dedi. Soyer, Aysever’e 90 bin lira ödeneceğini ifade etti.

Tunç Soyer 238 bin liralık Enver Aysever ihalesini iptal etti

İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2020 yılının Ekim ayında okur yazarlık eğitimi başlattı. 18 yaş üstü başvuruların kabul edildiği kurs 20 kişinin katılımı ile sınırlandırıldı. Kursları tiyatrocu Enver Aysever'in vermesi kararlaştırıldı. Bu işlemin ihalesi ise dört ay sonra yapıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Satın Alma Dairesi Başkanlığı Hizmet Alımları Şube Müdürlüğü 13 Ocak 2021 tarihinde ihaleye çıktı.

“ENVER AYSEVER'E ÖZEL İHALE“

“Yaşam Boyu Eğitim Atölyesi Etkinlikleri” başlığı ile hazırlanan ihale şartnamesinde kursları Enver Aysever'in vermesi koşulu konuldu. Şartnamenin üçüncü maddesinde, “Yüklenici firma, atölye etkinliklerini gerçekleştirecek gazeteci – yazar Enver Aysever ile aralarında yaptıkları protokolü sözleşme imzalandıktan bir ay sonra idareye sunacaktır” denildi. Şartnamenin 4.8 maddesinde ise yüklenici firmanın, vereceği fiyat teklifine, Enver Aysever'in dokuz ay boyunca ayda iki gün, toplamda 18 gün ders ücretinin yanısıra,  havayolu ve şehir içi karayolu ulaşımı ile dört yıldızlı bir otelde tam pansiyon konaklama bedelini de fiyata dahil etmesi şartı konuldu. Kısa süre sonra pandemi süreci başlayınca Enver Aysever kursları internet bağlantısı ile verdi.

18 GÜNLÜK KURSA 238 BİN LİRA

Günde ikişer saatten toplam 18 dersten oluşan iş için ihale bedelinin 238 bin 500  lira olduğu ortaya çıktı. İhaleyi, yaklaşık bir yıl önce kurulan, Erhan Çiftçi'ye ait olan, Giresun merkezli, Aripsas Sosyal Hizmetler Temizlik İnşaat Araç Kiralama Şirketi'nin aldığı öğrenildi. Önceki gün ortaya çıkan haberler üzerine toplumda tepki oluştu. “Kişiye özel ihale” ve 18 ders için belediye kasasından ödenecek ücret miktarı sosyal medyada eleştirildi.

AYSEVER TWITTER'DAN AÇIKLAMA YAPTI

Tepkiler üzerine Enver Aysever Twitter sayfasından yaptığı açıklamada, söz konusu atölye projesini belediyelere sunduğunu, teklifi İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin kabul ettiğini belirtti. Aysever, ücret tarifesinin AKP'li belediyeler dahil tüm belediyelere aynı olduğunu ifade etti. Aysever ayrıca, belediyelere para karşılığı “Aykırı Sorular” adlı sohbet programı yaptığını da açıkladı. Aysever, hangi belediyelerden ne kadar para aldığını ise açıklamadı.

TUNÇ SOYER İHALEYİ İPTAL ETTİ

Toplumdaki tepkilerin artması üzerine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Enver Aysever ihalesini iptal ettiğini bildirdi. Soyer, Twitter sayfasından yaptığı açıklamada, “Kamuoyunda oluşan hassasiyete kayıtsız kalmam mümkün değildir. Söz konusu ihalenin iptal edilmesi talimatı verdim” dedi. Yazılı açıklamada şöyle denildi:

 

*9 ay sürecek eğitim programına ilişkin kamuoyuna yansıyan yorumlar nedeniyle, bazı yanlış veya eksik bilgileri düzeltmek adına söz konusu açıklamanın yapılma zorunluluğu doğmuştur. Öncelikle bilinmesi gereken nokta pandemi sürecine bağlı olarak gelişen koşullar nedeniyle ilk ihalenin ardından program revize edildiğinden ödeme miktarının 90 bin TL'ye indirilmiş olduğudur.

*Söz konusu eğitimlere ilişkin hizmet alımı açık ihale ile yapılmış, 14 gün ilanda kalmıştır. Ülke genelinde 5 firmanın teklif sunduğu ihale sonucu 238 bin 500 lira bedelle sonuçlanmıştır. Süreç olabilecek en şeffaf şekilde, açık olarak gerçekleştirilmiştir.

*Hizmet alımı kapsamına eğitimin yanı sıra konaklama, ulaşım ve yemek giderleri dahil edilmiş, ancak eğitimlerin online olması durumunda eğitim bedeli harici kalemlerde ödeme yapılmayacağı da belirtilmiştir.

*Bugün gelinen nokta itibariyle pandemi kaynaklı kısıtlamaların henüz sona ermemesi nedeniyle eğitimlerin online yapılmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda 58 bin 500 liralık kısma ilişkin hak edişlerde ödeme yapılmayacaktır.

*Ayrıca eğitimlerin, 9 aylık periyotta ayda 1 kez olacak şekilde revize edilmesi nedeniyle sadece 90 bin liralık eğitim hizmet bedeli ödenmesi öngörülmektedir. 3'er aylık periyotlarda, toplamda 60 kişi yazarlık atölyesi ve yaşam boyu eğitim hizmetlerine katılabilecektir. Toplamda 36 saat yapılacak eğitimler 20'şer kişilik kontenjanla 3 aylık periyotlarda gerçekleştirilecektir.

*Özetle 9 aylık eğitim programı için belediyemiz tarafından yapılacak ödeme miktarı 90 bin TL'dir.





Ahmet Takan----- yazdı

Yazı Konusu:Gazetecilere Saldırı

Şehir:---

E-Mail:---

Tarih:2021-03-16 00:17:59

Gazeteci haberin öznesi olursa!..

Sabahın erken saatinde, kahvaltı yapmaya hazırlanıyordum, bianet’ten ( Bağımsız İletişim Ağı) Hikmet Adal aradı. “Saldırıya uğrayan gazetecilerle konuşuyorum. Haber yapacağım” dedi. Biz de “Buyur sor bakalım” dedik, bir daha anlattık başımıza gelenleri.

Yara, ağır bir şekilde kanamaya devam ediyor. Pansuman bile yapılmıyor!..

Bianet’te yayımlanan haberden özet yapacağım;

-“Gazeteci Levent Gültekin’e 8 Mart’ta yapılan fiziki saldırı Türkiye’de habercilere yönelik ne ilk ne de son şiddet vakası. Öyle ki Türkiye’de 2021’in ilk üç ayında 7, 2020’de 18, son beş yılda ise 139 gazeteci saldırıya uğradı.

Siyasetteki nefret söylemleriyle gazetecilere yönelik saldırılar arasında paralellik olduğu da bir gerçek. Levent Gültekin vakası bu paralelliğin ve gazetecilere yönelik şiddette cezasızlığın tekrar konuşulmasını sağlayan son gazeteci.

Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ, Odatv yazarı Sabahattin Önkibar, Akdeniz’de Yeni Yüzyıl Gazetesi köşe yazarı İdris Özyol, gazeteci Can Dündar, KORKUSUZ yazarı Ahmet Takan ve Karacabey Yörem Gazetesi imtiyaz sahibi Şaban Önen de gazetecilere yönelik fiziki saldırıların mağdurlarına son yıllardaki örneklerinden sadece birkaçı.”

-“Gelin gazetecilere yönelik şiddette cezasızlığı bir de onlardan dinleyelim:

Dündar: Hakim iyi hal görmüş

(Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde MİT TIR’ları davasında karar beklenirken silahlı saldırıya uğradı. Saldırıda NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldıran kişi Murat Şahin’di. | Mayıs 2016)

Mahkeme saldırıdan ve yaralamadan verdiği cezanın daha ağırını saldırgana ruhsatsız silah taşıdığı için verdi aslında. O da 10 ay hapis. Zaten onun da 6 ayını yatıp çıktı. Sonuç olarak bir gazeteciyi yaralamanın bedelinin 4500 lira olduğunu gördük ki onu da iyi halden taksite bağlamış mahkeme. Bu arada saldırganın pasaportunu geri verdiler, benim ve eşimin pasaportunu aldılar. Bir nevi saldırganı belki yurt dışına gitmek istersin diye ödüllendirdiler.”

-“Takan: 2 bin lirayı 20 ayda ödeyecek

(Ankara Dikmen’de evinin önünde beyzbol sopalı saldırıya uğradı. Saldırıyı gerçekleştiren Emre Aydemir’di. | Kasım 2019)

Bana saldırı yapılan beyzbol sopasını mahkeme delil bile saymadı. Saldırgan iyi halden 2 bin lira cezaya çarptırıldı. Onu da 1’er ay arayla yani 20 ayda ödeyecek. Hakim iyi halini görmüş. Altı üstü iki duruşma oldu ve sanık zaten bir duruşmaya katılmadı. Hakim iyi hali nerede gördü bilemiyorum. Fırsat bulursam bir gün gidip ‘Kardeş sen zahmet etme, onu da ben ödeyeyim’ diyeceğim kendisine.

Öyle bir yargı düzeni kuruldu ki istinafa bile gitmiyorum. Bu komediye, bu oyuna, bu tiyatroya ne yapılır bilmiyorum.”

-“Önkibar: Gazeteciye saldırının müeyyidesi yok

(Kasım 2017’de 36. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın ilk gününde ve Mayıs 2019’da Ankara’da evinin önünde saldırıya uğradı.)

“TÜYAP’daki kitap fuarında bana saldırınlar hakkındaki karar Eylül 2020’de çıktı. Saldırıda bulunan Alperen Gül ve Sinan Paktunç’a mahkeme az bir para cezası verdi.

Ankara’daki saldırının davası ise hâlâ devam ediyor. Saldıranlar hemen o gün yakalandılar zaten. Saldırı olduğu günün gece yarısı Ankara Valisi aradı. Araç kiralamışlar, kiraladıkları şirketi bulduk, birazdan saldıranları da alırız dedi. Öyle de oldu, gece yarısı üç kişiyi aldılar. Daha sonra serbest bırakıldılar. Hiç tutuklama olmadı zaten. Dava açıldı. Yargılama hâlâ devam ediyor. Bugün yarın sonlanır ama ilk saldırıda olduğu gibi ufak bir para cezasıyla bunlar da kurtulur.”

-“Demirağ: Savcı daha beni ifadeye çağırmadı

(Ankara’da evinin önünde 8-9 kişilik bir grubun sopalı saldırısına uğradı. Kafasından ve kolundan yaralandı. | Mayıs 2019)

Aradan neredeyse iki yıl geçti. Hâlâ bir iddianame yok ortada. Sadece ben hastanedeyken polis geldi, ifademi aldı. Savcı henüz beni ifadeye çağırmış değil, bana saldıran kişilerin ifadesini de almış değil.

Saldırganlar gözaltına alındıktan sonra savcı tarafından hayati tehlikem yok diye serbest bırakıldılar. Bir saldırı dosyasında iki senede yaşanan gelişmeler sadece bundan ibaret. Adamlar kahraman edalarıyla geziyor. Saldırganlar cezalandırılmadığı için mahallenin diğer bıçkın delikanlıları da onlardan cesaret alıyor.”

-“Önen: Tutuksuz bir şekilde dışarıdalar

(Karacabey Belediyesine ait kamyon garajında yer alan otoparkta AKP’li Belediye Başkanı Ali Özkan’ın yakınlarının saldırısına uğradı. | Ağustos 2020)

Ama sonuçta saldıranlar tutuksuz bir şekilde dışarıdalar. Kolluk sadece saldırganların ifadelerine başvurdu. Daha sonra ellerini kollarını sallaya sallaya gezmeye devam ettiler burada.

Hukuki süreç devam ediyor ama daha ilk duruşma bile görülmedi. Bir ay kadar önce uzlaşmacı geldi. Ben de mahkemeye taşımak istediğimi söyledim. Şimdi davayı bekliyorum. Hukuk biraz ağır işliyor.”

-“Özyol: Saldırganlar MHP binasında yakalandı

(MHP Muratpaşa İlçe Başkanı Talu Bilgili’nin şoförünün beyzbol sopalı saldırısına uğradı. Saldıranlar iki kişiydi. | Mayıs 2019)

Saldırganlar kameralardan tespit edildi, görüntüleri vardı ve saldırıdan sonra gittikleri parti ilçe binasında yakalandılar. Ben de teşhis ettim ama ifadeleri alındıktan sonrası serbest bırakıldı bu kişiler.

Uzun bir süre dava açılmasını bekledik. Şu ana kadar sadece iki duruşma görüldü ama süreç devam ederken saldırıyı azmettiren MHP Muratpaşa İlçe Başkanı Talu Bilgili benim hakkımda hakaret davası açtı. Bu dava jet hızıyla görüldü ve bana üç ay hapis cezası çıktı. Saldırı davası ise devam ediyor. Savcı basit yaralamadan ceza istiyor. Saldırı davasında süreç nasıl devam edecek, ceza alırlar mı bilmiyorum. Açıkçası çok da umudum kalmadı. Çünkü Türkiye’de gazeteciyi cezalandırma düşüncesi bir siyaset yapma biçimi haline geldi, sistematik bir hal aldı.”

Hikmet Adal’ın sorularına yanıt verdikten sonra, günün yazısını kaleme almak için bilgisayarımın başına geçtim. WhatsApp’ıma, son günlerdeki yazılarıma ilişkin bir dost





HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:Andımız

Şehir:-----

E-Mail:-----

Tarih:2021-03-13 21:52:50

Andımızın kaldırılmasına Yılmaz Özdil’den sert tepki

Türkiye'nin en çok okunan yazarı Yılmaz Özdil, Bizim TV'de Lale Özan Arslan'ın konuğu oldu. Andımızın artık okullarda okutulmayacağı kararına sert tepki gösteren Özdil, "İnsan andımızı kaldırır mı ya? Andımız, imbikten süzülmüş bir ruhtur. Bu Cumhuriyet'in özüdür" dedi.

Andımızın kaldırılmasına Yılmaz Özdil’den sert tepki

 

Danıştay 8. Dairesi, 2018'de “Andımız kaldırılamaz” dedi. MEB itiraz etti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 8. Daire'nin kararını iptal etti. Andımız artık okullarda okunmayacak.

Türkiye’nin en çok okunan köşe yazarı Yılmaz Özdil de Bizim TV'de Lale Özan Arslan'ın programında andımız kararına değindi. Andımızın kaldırılmasına sert tepki gösteren Özdil, “Andımız, imbikten süzülmüş bir ruhtur” dedi.

“ANDIMIZ, CUMHURİYET’İN ÖZÜDÜR”

Yılmaz Özdil, şunları söyledi:

* İnsan andımızı kaldırır mı ya? Andımız, imbikten süzülmüş bir ruhtur. Bu Cumhuriyet’in özüdür.

* Onu kaldır, bunu sat, onu at. Mesela, memleketin malını mülkünü ne kadar kolay satıyorlar. Niye? Çünkü toplumda o bilinci yok ettiler.

* Mesela millet evindeki boş vita tenekesini bile atmaz, kanepesinin altına koyar. Abi senin limanını satıyorlar diyorsun, herifin umrunda değil. Çünkü liman ona bir şey ifade etmiyor. Kendisine ait olduğunun farkında değil.

“BU MEMLEKET KUVÂ-Yİ MİLLİYECİNİN PALTOSUYLA KURULDU”

* Senin toprağını satıyorlar, fabrikalarını sattılar. Bankalarını satıyorlar. Niye? Bir şey ifade etmiyor. Çadır kültürünün sonucudur bu. Sadece çadırın içini kendisinin biliyor, dışarıyla ilgilenmiyor. Böyle bir toplum haline getirirsen işte bu toplumun da böyle yöneticileri olur.

* Bu memleket Kuvâ-yi Milliyecinin paltosuyla, Kuvvacı müftünün kefen parasıyla kuruldu. Size hiçbir ifade etmiyor mu? Etmiyor.

* Süleyman Demireller, Bülent Ecevitler, Türkeşler, Erbakanlar neden birbirlerine karşı bu kadar saygılıydılar? Toplum önünde en azından birbirlerine nazik davranıyorlardı. Çünkü, yanmış, yıkılmış, felaketler yaşamış bir toplumun içinden geldiler onlar. Bu milletin de devletin de kıymetini biliyorlar. Elbette devleti yönetme biçimleri, doğrunun biçimleri konusunda aynı fikirde değillerdi. Hepsinin dünya görüşü de farklıydı, ideolojisi de farklıydı, devletin yönetim biçimleri de farklıydı ama ortak duygu, milletti, devletti.

“BİZ NASIL BU HALE GELDİK? BUNU DÜŞÜNMEK LAZIM”

* O yüzden Bülent Ecevit ile rahmetli Erbakan beraber çıktılar Kıbrıs’a. O yüzden Abdullah Öcalan’ı biz tutup buraya getirdiğimizde Bülent Ecevit başbakandı ama Süleyman Demirel de Çankaya’da oturuyordu. Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan alıp getiren time Çankaya Köşkü’nde Süleyman Demirel, arkasına özel birer yazılı notla tarihi bir konuşmayla saat hediye etti.

* Çünkü, Abdullah Öcalan’ın yakalanması, Bülent Ecevit’e ne ifade ediyorsa Süleyman Demirel’e de onu ifade ediyor. Biz nasıl bu hale geldik? Bunu düşünmek lazım.

* Bu milletin, bu devletin kıymetini bilmeyen insanlarla ülkeyi yönetirsen işte böyle olur. O yüzden o insanlar son derece nazik, esprili, hoşgörülüydü. O yüzden şu anda Türkiye’de nezaket yok, hoşgörü yok, tam tersine kutuplaşma, kamplaşma var. Çünkü milletin ve devletin kıymetini bilmeyen bir siyasi ortam var.





Olcay GERİDÖNMEZ----- yazdı

Yazı Konusu:Rosa Luxemburg

Şehir:-----

E-Mail:------

Tarih:2021-03-06 22:48:19

Rosa Luxemburg: Vardım, varım, var olacağım!

Savaşın ve devrimin içinde kanatlanmış bir “kartal”dı. Azgın savaş tamtamcıları karşısında barış mücadelesinin örgütleyicisi, kadınların özgürlük mücadelesinin cüretkar, inatçı ve üretken emekçisidir.

Rosa Luxemburg daha öğrenciyken dünyayı değiştirmek arzusundaydı. Üniversite öğreniminin ardından kendini tümüyle politikaya adadı ve kısa sürede sosyalist hareketin önderleri arasında yer aldı. Devrimci mücadeleye aktif olarak katıldı. Mücadele yoldaşı Karl Liebknecht ile birlikte Almanya Komünist Partisi’ni kurucularından oldu.

Kitleler üzerinde etkili konuşmaları ve özgün bir üsluba sahip yazılarıyla egemen güçlerin hışmını ve nefretini üzerine çekti. Egemenleri rahatsız eden görüşlerinin bedelini defalarca cezaevine konularak ve sürekli izlenerek ödedi. Şiddetle bastırılan Spartaküs ayaklanmasının ardından 15 Ocak 1919’da kolluk güçlerince vahşice öldürüldü.

Rosa Luxemburg’un basılı son sözleri devrime dairdi: “Berlin’de asayiş sağlandı!” Ey kör zalimler! Sizin “düzeniniz” kumdan zemin üzerine kurulu. Devrim daha yarın “gümbürtüyle ayağa kalkacak yeniden” ve yüreklerinize korku salan borazanlarla ilan edecek: Vardım, varım, var olacağım!”

“Küçük, kırılgan bedeniyle Rosa, eşsiz bir enerjinin vücut bulmuş haliydi. Her an kendinden en yüksek başarıyı bekliyor ve buna ulaşıyordu da. Aşırı yorgunluktan yıkılacak hale geldiğinde, yorgunluğunu daha büyük bir çalışmaya girişerek ‘çıkarıyordu’. Çalışma ve mücadele onu adeta kanatlandırıyordu.” (Clara Zetkin, “Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht”, 1919)

“Ah Rosa’m, ne ağır günler! Zihnimde senin eyleminin tarihsel büyüklüğü ve önemi canlanıyor… Sevgili, biricik Rosa’m. Biliyorum, onurlu ve mutlu öleceksin. Biliyorum, devrim için savaşırken ölmekten daha iyi bir ölüm düşlemedin hiç kendine. Ya biz? Biz senden yoksun kalabilir miyiz? Düşünemiyorum, yalnızca duyumsayabiliyorum. Seni kucaklıyor, sıkı sıkı yüreğime bastırıyorum. Daima senin Clara’n.” (Clara Zetkin’den Rosa Luxemburg’a, Stuttgart, 13 Ocak 1919.) 

“… En kötüsü, iki gün için bile olsa senin yanına gelememek. 1. burada işlerim var, 2. iyileşmem gerek ve yolculuk yapabilecek halde hissetmiyorum kendimi, 3. tasarruf yapmalıyız (senin de öyle, tıpkı benim ve herkes gibi!) Ya sen ne yapıyorsun? Kalkıyorsun bana kucak dolusu çiçek yolluyorsun ve şairimiz (Clara’nın eşi Friedrich Zundel) bu savurganlığa bir de göz yumuyor! Ah sizi gidi cepleri delik, yürekleri cömert iflah olmazlar! Seninle uzun ve ayrıntılı bir sohbet beni ne kadar ferahlatırdı! Ne yapalım, bunu da sakinlikle ve sıkılmadan kabullenmek gerek…” (Rosa’dan Clara’ya, Berlin, 9 Mart 1916)

 

YILGINLIĞA ÖFKE 

Mathilde ve Emanuel Wurm, kendini “Sosyal Demokrat İşçi Birliği” olarak adlandıran Almanya Birleşik Sosyal Demokrat Partisi’nin sol kanadının üyeleriydi. Rosa, sol kanadın lider temsilcilerinin, idare etme politikası izleyen parti yönetimine karşı yeterince kararlılıkla durmadıklarını düşünüyordu. Rosa’nın “zayıflara ve korkaklara” duyduğu öfkenin hışmına uğrayanlardan biri de Mathilde oldu:

 

“… Mektubun beni öfkeden deliye çevirdi… Bu ağlamaklı hal, ‘hayal kırıklıkları’nıza dair bu ahlar vahlar; bunları sözüm ona başkalarının şahsında yaşadığınızı sanacağınıza bir aynaya baksaydınız!... homurdanan, mızıldanan, korkak ve yarım yürekli tavrınız bana hiç bu kadar yabancı olmamıştı, bundan hiç bu kadar nefret etmemiştim… Şunu bilesin, burnumu buradan hele bir çıkarabileyim, o mızıkçı topluluğunuzun topunun peşine öyle bir düşeceğim ki, borazanlarla, kırbaçlarla, av köpekleriyle kovalayacağım sizi…
Yeni yıl kutlaması için yeterli oldu mu bu? O zaman insan kalmaya bak. Her şeyden önce insan olmak gerek. Bu da şu anlama geliyor: kararlı, açık ve neşeli olmak, evet neşeli, her ama her şeye rağmen. Çünkü ağlanıp dövünmek zayıflıktır. İnsan olmak, gerektiğinde bütün yaşamını “kaderin büyük terazisine” neşeyle fırlatıp atabilmek ama aynı zamanda her aydınlık günden ve her güzel buluttan sevinç duyabilmektir. Aman… insan olmanın reçetesini yazmayı bilmiyorum, yalnızca nasıl olunacağını biliyorum ve sen de bunu her zaman bildin; birlikte birkaç saatliğine tarlalarda dolaştığımızda ve başakların üzerine tanın kızıl örtüsü yayıldığında. Bütün zalimliğine rağmen dünya çok güzel ve zayıflarla korkaklar olmasaydı daha da güzel olurdu. Gel, sana yine de bir öpücük vereyim; çünkü sen her şeye karşın dürüst bir ufaklıksın.
Yeni yılın kutlu olsun!”  (Rosa Luxemburg’un tutuklu olduğu Wronke kalesinden Mathilde Wurm’a 28 Aralık 1916’da yazdığı mektuptan)

YAŞAMINDAN NOTLAR
1871: 5 Mart günü Rosalia Luxemburg, Polonya’da doğdu.
1880: Varşova’da lise öğrenicisiyken sosyalizm ile tanıştı ve illegal politik çevrelerde yer aldı.
1889: Politik faaliyetleri nedeniyle İsviçre’ye kaçmak zorunda kaldı.
1890/91: Zürih Üniversitesi’ne girdi. Burada felsefe, tarih, politika, ekonomi ve matematik öğrenimi gördü, hayatında büyük etki bırakacak isimlerle tanıştı.
1893: Paris’te Polonyalı sosyal demokrat dergi “İşçi Davası”nı çıkarmak üzere üniversite öğrenimine ara verdi.
1894: Polonya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin ilk illeg





Saygı ÖZTÜRK/HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:28 Şubat Uyarısı

Şehir:-------

E-Mail:------

Tarih:2021-03-01 15:52:57

Erbakan’ı askerler severdi kendisi iyiydi, ama çevresinde kötüler vardı...

28 Şubat’ın kritik ismi emekli Tümgeneral Osman Özbek, SÖZCÜ’ye konuştu. 28 Şubat’ın 24. yıldönümünde eski tüm general Özbek çarpıcı açıklamalarda bulundu. O dönem Erbakan’a hakaret etmesiyle gündeme gelen Özbek, “Bazı konuşmalarını düzeltseydi kimsenin şikayeti olmazdı” dedi.

Erbakan’ı askerler severdi kendisi iyiydi, ama çevresinde kötüler vardı

Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan ve bazı milletvekillerine kapalı toplantıda hakaret etmesiyle gündeme gelen Tümgeneral Osman Özbek, 28 Şubat'ın 24. yıldönümünde açıklamalarda bulundu. Özbek, “Aslında Erbakan'ı askerler de severdi. Erbakan'ın vatansever, milli olduğuna yürekten inanıyorum. Erbakan iyiydi ama çevresinde bazı kötüler vardı. Bazı konuşmalarını düzeltmiş olsa askerlerden hiçbir tepki olmazdı” dedi. Özbek, Erbakan'ın iyi eğitimli olduğunu, Türkiye'ye verecek çok şeyleri olduğunu kaydetti ve “Böyle kültürlü bir insanının yanında yer almaması gereken kişiler vardı. Askerlere biraz daha yakın görünüp, laiklik konusunda düzeltici söylemde bulunabilirdi. Erdoğan'ın yıllar önce yaptığını daha önce yapabilirdi” dedi.

GÜZEL KARARLARDI

28 Şubat 1997'de yapılan ve 8 saat süren MGK toplantısında alınan 18 maddelik kararların hepsini “Güzel kararlar” olarak niteleyen, Özbek bu kararların hükümeti zora sokması amacıyla alınmadığını belirtti ve şunları söyledi: “Tarikatlara dikkat edilmesi, silahlanmanın kontrol altında tutulması gibi maddelerden rahatsız olunmaması gerekirdi. Bana göre hepsi güzel kararlar. Hükümet bunu ilkeleri dışına çıkmadan uygulayabilirdi. Erbakan'ın bazı yanlış söylemleri oldu. Örneğin ‘Türbana rektörler selam duracak', ‘Bizim partimize girmeyenler, patates dinindendir' söylemleri yanlıştı. Özünde vatansever olduğu için kendisine askerlerin düşmanlık beslemediğini düşüyorum Ortada darbe yok. RP içindeki bazı milletvekillerinin hataları vardı. Ben konuştuğum zaman beni yargılamak istediler. Ama tam 16 defa orduya hakaret eden dönemin Rize Belediye Başkanı Şevki Yılmaz ile ilgili bir şey yapmadılar. İnadına milletvekili yapıldı. Adam hacda ‘Cumhuriyet'i yıkacağım' diye yemin ettiriyordu. Bunlara sahip çıkmayacaktı.”

Osman Özbek 28 Şubat'ta basına kapalı toplantıda Erbakan'a karşı çıkmıştı.

Keşke o gün konuşup anlatsaydım

 

Özbek, “Erzurum Jandarma Bölge komutanıyken RP'li belediye başkanı ve iki milletvekili geldi. Düşüncelerimi Erbakan'a iletmemi istediler. Siyasetin içine girmek istemedim. Bugün ‘Keşke görüşseydim' diyorum. Erbakan, ‘Dinimize önem veren muhafazakar partiyiz' diyebilirdi. Partisi ikiye emperyalistler böldü. Laik kesimlerle barış içindeydi” dedi.

Kararlar uygulansa 15 Temmuz olmazdı

28 Şubat'ta dönemin tümgenerali Osman Özbek “MGK'nın 28 Şubat kararları üzerinde durulsa, uygulansaydı inanıyorum ki 15 Temmuz darbe girişimi yaşanmazdı” dedi ve ekledi: “Fethullahçıların okullarında İngiliz, ABD gizli servislerinin hesabına çalışanlar vardı. MGK kararı uygulanmış olsa, Erbakan bunlara mani olurdu. Basına kapalı toplantıdaki konuşmamın bazı bölümleri basına yansımıştı. Tepkim, Arabistan'a giden vekillere Türkiye aleyhine kitaplar verilmesine rağmen bunlara itiraz edilmemesiydi. Tepkim Erzurum'da oynanan bir piyeste TSK düşmanlığı yapılmasıydı.”

Çevik Bir

Emekli Orgeneral Çevik Bir: Hiçbir yanlışımız yoktu, verilen görevleri yaptık

Kamuoyunda “28 Şubat Davası” olarak bilinen 103 sanıkla başlayan davada, davanın bir numaralı sanığı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın yanı sıra 10 kişi hayatını kaybetti. Davanın iki numaralı sanığı emekli Orgeneral Çevik Bir “Hiçbir yanlışımız yoktu. Verilen görevleri yaptık” dedi ve ekledi:  “Dava aşamasında yasal bir çalışma yapıldığını Türkiye'ye ispat ettik. Davanın beraatle sonuçlanmasını bekliyoruz. Hiçbir yanlışımız yok. Kimseyi de  suçlamadık. Normal bir çalışma yaptık.” Davanın, Erbakan'ın vefatından sonra başladığını hatırlatan davanın sanıklarından emekli Albay Alican Türk, “Soruşturmayı başlatan, iddianamesini hazırlayan Ankara Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, Kozmik Oda soruşturmasını yaptı. Darbe girişiminden sonra yakalandı ve 17 yıl hapis cezasına çarptırıldı” dedi.





Hayat HaberleriMagazin----- yazdı

Yazı Konusu:Tatar Ramazan Filmi

Şehir:-----

E-Mail:-----

Tarih:2021-02-26 01:25:05

Tatar Ramazan’ın ‘Zeynep’i Esin Moralıoğlu yıllar sonra anlattı

Bir dönem ekranlarda fırtınalar estiren oyuncuların şimdiki halleri merak ediliyor. O isimlerden biri de Türk sinemasının önemli yapımlarından olan 'Tatar Ramazan' filminde Zeynep' karakterine hayat veren Esin Moralıoğlu... Moralıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bir itirafta bulundu.

‘Tatar Ramazan’ın ‘Zeynep’i Esin Moralıoğlu yıllar sonra anlattı

1990’da mankenler kraliçesi seçilen Esin Moralıoğlu, bu yıl içerisinde mankenlik yaptıktan sonra, 1990 yılında başrolünü Kadir İnanır’ın oynadığı ‘Tatar Ramazan’ filmiyle şöhretini pekiştirmişti. 51 yaşındaki Moralıoğlu, Instagram hesabından filme dahil olma süreciyle ilgili paylaşımda bulundu.

“KALBİM ‘BUNU GERÇEKLEŞTİR’ DEDİ”

Filmdeki bir görüntüsünü paylaşan Moraloğlu, “Eğer kalbin zor görünene ‘vazgeçme, denemeye değer’ diyorsa onu gerçekleştir. Tatar Ramazan proje olarak mankenlik yaptığım ve çok yoğun olduğum bir dönemde teklif edilmişti. Kalbim ‘bunu gerçekleştir’ dedi ve meşakkatli bir süreçten sonra hayata geçirdik. Bu kadar sevileceğini daha filmi çekerken biliyordum ve buna müteşekkirim.” dedi.

“KİLO İLE MÜCEVHER ALIYORUM”

Esin Moralıoğlu, konuk olduğu bir magazin programında şu açıklamaları yapmıştı:

“Şu an emlak alıp satıyorum. Arsa alıp dükkana çeviriyorum. Bir ayağım Amerika’da. Birçok manken arkadaşımın elinden parasını alıp, ‘önce evin olsun’ diyerek ev sahibi yapmışımdır. İstanbul’un artık taşı toprağı altın. 7 tepe oldu 70 tepe. İstanbul’da Kurtköy’den Büyükçekmece’ye nereye yatırım yaparsanız yapın kazanırsınız.”

“Yüzüme botoks yaptırıyorum. Çünkü çok enerjik ve mimikleriyle yaşayan bir kadınım. Ekranı özlemiyorum. Benim içimde bir artist yok. Birçok insan yanıldı. Beni filmlerde oynattılar ama sanatçılık başka türlü bir şey. Onu giyinirsin. Ben iyi bir tüccarım.”

“Bir gün ‘Ben modelliği bırakacağım’ dedim. Bir gecede jübile bile yapmadan bıraktım. 2 yıl Hawaii’de yaşadım. Eşimle tanıştım. Bir parmak şıklatması ‘Ben evleneceğim’ dedim. 30. gün evlendik. 4 yıl sonra boşandık. 13 yıl aynı çatı altında yaşadık. Artık tamamen bitti. Oyun arkadaşınla beslenebildiğin yere kadar gidiyorsun. Tıkandığın yerde onu idame ettirmek gereksiz.”

“Para göreceli bir kavram. Bill Gates’e göre çok fakir olabilirim, Fatma Hanım’a göre çok zengin olabilirim. Akşam yediğimiz bir tabak yemek. Para kazanmak kolay bir iş’ demiyorum. ‘Üreten insan kimseye muhtaç olmadan yaşar’ diyorum. Özel uçakla gitmeyebilirsin, business ile uçmayabilirsin. Ekonomi uç! Hepimiz aynı türbülansa girmeyecek miyiz?”

“Eşimden evlilik sözleşmesi istedim, kendi isteğimle imzaladım. Boşanırken de arkamı dönüp gittim. Bir aslan kadını olarak mücevher almayı seviyorum. Kiloyla mücevher alırım. Bu konuyla eğleniyorum.”

“Şöyle bir şey hayal ettim’ derim, arkadaşım çizer. Kapalıçarşı’da esnaflar var. Onlara yaptırırım. Bazen kendim kullanırım, bazen gönderirim. Ama aldığım her şeyi kendim alırım. Barışma hediyesi falan değil, beni mücevherle kandırabilirler mi?”





Hayat HaberleriMagazin----- yazdı

Yazı Konusu:Tatar Ramazan Filmi

Şehir:-----

E-Mail:-----

Tarih:2021-02-26 01:25:05

Tatar Ramazan’ın ‘Zeynep’i Esin Moralıoğlu yıllar sonra anlattı

Bir dönem ekranlarda fırtınalar estiren oyuncuların şimdiki halleri merak ediliyor. O isimlerden biri de Türk sinemasının önemli yapımlarından olan 'Tatar Ramazan' filminde Zeynep' karakterine hayat veren Esin Moralıoğlu... Moralıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bir itirafta bulundu.

‘Tatar Ramazan’ın ‘Zeynep’i Esin Moralıoğlu yıllar sonra anlattı

1990’da mankenler kraliçesi seçilen Esin Moralıoğlu, bu yıl içerisinde mankenlik yaptıktan sonra, 1990 yılında başrolünü Kadir İnanır’ın oynadığı ‘Tatar Ramazan’ filmiyle şöhretini pekiştirmişti. 51 yaşındaki Moralıoğlu, Instagram hesabından filme dahil olma süreciyle ilgili paylaşımda bulundu.

“KALBİM ‘BUNU GERÇEKLEŞTİR’ DEDİ”

Filmdeki bir görüntüsünü paylaşan Moraloğlu, “Eğer kalbin zor görünene ‘vazgeçme, denemeye değer’ diyorsa onu gerçekleştir. Tatar Ramazan proje olarak mankenlik yaptığım ve çok yoğun olduğum bir dönemde teklif edilmişti. Kalbim ‘bunu gerçekleştir’ dedi ve meşakkatli bir süreçten sonra hayata geçirdik. Bu kadar sevileceğini daha filmi çekerken biliyordum ve buna müteşekkirim.” dedi.

“KİLO İLE MÜCEVHER ALIYORUM”

Esin Moralıoğlu, konuk olduğu bir magazin programında şu açıklamaları yapmıştı:

“Şu an emlak alıp satıyorum. Arsa alıp dükkana çeviriyorum. Bir ayağım Amerika’da. Birçok manken arkadaşımın elinden parasını alıp, ‘önce evin olsun’ diyerek ev sahibi yapmışımdır. İstanbul’un artık taşı toprağı altın. 7 tepe oldu 70 tepe. İstanbul’da Kurtköy’den Büyükçekmece’ye nereye yatırım yaparsanız yapın kazanırsınız.”

“Yüzüme botoks yaptırıyorum. Çünkü çok enerjik ve mimikleriyle yaşayan bir kadınım. Ekranı özlemiyorum. Benim içimde bir artist yok. Birçok insan yanıldı. Beni filmlerde oynattılar ama sanatçılık başka türlü bir şey. Onu giyinirsin. Ben iyi bir tüccarım.”

“Bir gün ‘Ben modelliği bırakacağım’ dedim. Bir gecede jübile bile yapmadan bıraktım. 2 yıl Hawaii’de yaşadım. Eşimle tanıştım. Bir parmak şıklatması ‘Ben evleneceğim’ dedim. 30. gün evlendik. 4 yıl sonra boşandık. 13 yıl aynı çatı altında yaşadık. Artık tamamen bitti. Oyun arkadaşınla beslenebildiğin yere kadar gidiyorsun. Tıkandığın yerde onu idame ettirmek gereksiz.”

“Para göreceli bir kavram. Bill Gates’e göre çok fakir olabilirim, Fatma Hanım’a göre çok zengin olabilirim. Akşam yediğimiz bir tabak yemek. Para kazanmak kolay bir iş’ demiyorum. ‘Üreten insan kimseye muhtaç olmadan yaşar’ diyorum. Özel uçakla gitmeyebilirsin, business ile uçmayabilirsin. Ekonomi uç! Hepimiz aynı türbülansa girmeyecek miyiz?”

“Eşimden evlilik sözleşmesi istedim, kendi isteğimle imzaladım. Boşanırken de arkamı dönüp gittim. Bir aslan kadını olarak mücevher almayı seviyorum. Kiloyla mücevher alırım. Bu konuyla eğleniyorum.”

“Şöyle bir şey hayal ettim’ derim, arkadaşım çizer. Kapalıçarşı’da esnaflar var. Onlara yaptırırım. Bazen kendim kullanırım, bazen gönderirim. Ama aldığım her şeyi kendim alırım. Barışma hediyesi falan değil, beni mücevherle kandırabilirler mi?”





HaberlerGündem​/Mert ÖZ----- yazdı

Yazı Konusu:Gara Operasyonu

Şehir:-------------

E-Mail:-------------

Tarih:2021-02-24 02:10:37

Yılmaz Özdil’den çarpıcı Gara operasyonu değerlendirmesi

Türkiye'nin en çok okunan yazarı Yılmaz Özdil, TELE 1'de katıldığı canlı yayında önemli açıklamalar yaptı. Özdil, "Gara'nın bu hale gelmesinin sorumlusu ara verip operasyon yapmayanlardır. Bu noktaya gelinmesinin sebebi açılım denilen rezalettir" dedi.

TELE 1’de Tuba Emlek’in konuğu olan Yılmaz Özdil, Irak'ın kuzeyindeki Gara bölgesinde terör örgütü PKK'ya yönelik düzenlenen Pençe Kartal-2 Harekatı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

“PKK'NIN TAMAMININ YÜREĞİNE BU KORKUYU SALDILAR”

“Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki bu operasyona katılmak, o operasyonda görev almak üstün cesaret ister. Mangal gibi yürek ister. Pürüzsüz vatan sevgisi ister” diyerek konuşmasına başlayan Özdil, şu ifadeleri kullandı:

* Bu operasyona katılan, hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet dilerim. Hepsinden Allah razı olsun.

* Çünkü PKK’nın ‘yapamazlar’ dediği bir bölgede, gerçekten ağır ve zor bir görev yerine getirerek aslında PKK’nın tamamının yüreğine bu korkuyu saldılar.

* ‘Gara’da bunu yaptılarsa, burada da bunu yaparlar’ duygusunu şu anda bütün PKK’nın sözde yöneticileri hissediyor.

* Operasyonun sonuçları, başarısı ya da başarısızlığından bağımsız olarak söylüyorum. Bu operasyona katılan bütün personele gerçekten şükran borçluyuz.

“PKK’YI TANIK, TSK’YI SANIK YAPANLAR…”

“Bu millete bir hatırlatma yapmamız gerekiyor” diyen Özdil, “PKK’yı tanık, TSK’yı sanık yapanlar, bugün bu topluma PKK ile mücadele dersi verebilir mi?” diye sordu. Özdil, sözlerini şöyle sürdürdü:

* Bir kere herkesin elini vicdanına koyup buna cevap vermesi lazım. PKK ile mücadeleyi bırakıp PKK ile müzakere edenler, genelkurmay başkanlarını, kuvvet komutanlarını terörist diye hapse atanlar, bugün dönmüşler topluma Gara operasyonu üzerinden vatan millet dersi vermeye kalkıyorlar.

* Çetin Doğan’ları, Engin Alan’ları, Hurşit Tolon’ları, benim Maltepe’deki kahraman arkadaşlarımı hapse atanlar, mermi sıkmadan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni kendi vatanında esir edenler bugün dönmüşler rehine operasyonu üzerinden millete ve özellikle muhalefete kahramanlık dersi vermeye kalkıyor.

* Her Türk vatandaşının kendine açık yüreklilikle sorması lazım. Kozmik odayı Amerikan ajanlarına açanlar, istihbarat odaklı bir operasyon yapabilir mi?

* Abdülkerim Kırca gibi devlet övünç madalyası almış, PKK ile mücadele ederken yediği mermi yüzünden tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş, bir PKK itirafçısı yüzünden intihara yönlendirilmiş bir kahramanımız varken, bunu yapanlar dönüp bu topluma kahramanlık, vatan millet dersi verebilir mi? Daha dün FETÖ’cüyü general yapıp, Kara Kuvvetleri istihbaratının başına koyanlar, bugün topluma askerlik harekatı dersi verebilir mi?

“İLK KEZ GİTTİK DEDİKLERİ GARA’YA 1992’DEN BERİ GİDİLİYOR”

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın başarısızlığı kabul ettiğini hatırlatan Özdil, “Bu işte bir takım sıkıntılar olduğunun asıl kanıtı, bu operasyonla ilgili açıklamayı valinin yapmasıdır. Bunlar ne zaman çuvallasalar açıklamayı valiye yaptırıyorlar” dedi.

Gara operasyonunda 25 kilometreye 75 kilometrelik bir alanda ‘hassas nokta operasyonu’ dedikleri alanın İstanbul’da Kadıköy’den Silivri’ye kadar bir büyüklükte olduğuna dikkat çeken Özdil, şöyle konuştu:

* Bu Gara bloğunun üzerinde 7 tane tepe var. 2150 rakımlı. Hemen hemen Uludağ yüksekliğinde.

* Burasını biz Türkiye Cumhuriyeti olarak çok iyi biliyoruz ama burayı en az bizim kadar hatta bizden iyi bilen Barzani var.

* Buralar bugün PKK’nın terör yuvası olarak kullandığı kampların tamamı aslında Barzani peşmergelerinin bir dönem Saddam’a karşı kullandığı kamplar. Burayı avucunun içi gibi biliyor.

Özdil, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

* Biz buralarda yüzlerce defa operasyon yapmış bir ülkeyiz. 2003 yılına kadar buralarda çok rahat hareket ediyorduk.

* Çünkü bu peşmerge tabir edilen arkadaşlar Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emrindeydi. Bugün devlet adamı pozlarına bürünen Barzani, bizim bir üsteğmen veya yüzbaşının önünde esas duruşta duruyordu. Bunlar 2003’e kadar bizle beraberdi.

* 1 Mart 2003 tezkeresinden sonra Amerika’nın Irak’ı işgalinden itibaren peşmerge bizden uzaklaştı. Peşmergenin bizden uzaklaştığı tarihten itibaren PKK yoğun olarak bu bölgeye yerleşti.

* Aslında peşmergenin yaşadığı köylere, mezralara yerleşerek burada taban buldu. PKK oradaki varlığıyla Barzani’yi bile tehdit eder hale geldi. Gara’ya böyle yerleşti.

* Bu ilk kez gittik dedikleri Gara’ya Türkiye Cumhuriyeti 1992’den beri gidiyor. Belki buraya 100 defa gitti.

* Gara’yı her gün vurduğumuz dönemler vardı. Bu bölgede daha önce rehine operasyonları yüzlerce defa yapıldı.

* Mühendisleri, iş adamlarını da rehin alıyorlardı. 100’den fazla rehine, özel kuvvetlerin hassas operasyonları ile pazarlıkla ve takasla burunları bile kanamadan kurtarıldı.

* Derneğe falan gerek yoktu. Parayla bile alınıyordu. Parayı bastırıp rehineyi kurtardığımız onlarca operasyon var. Türkiye bölgeye o kadar hakimdi ki…

* Gelip PKK’ya destek olan bir batı ülkesine ait 8 tane hemşireyi bile bizim özel kuvvetler alıp ülkelerine teslim etti. Dolayısıyla bu kadar avucumuzun içinde olan bir bölgeydi.

“GARA’NIN BU HALE GELMESİNİN SORUMLUSU OPERASYONA ARA VERENLERDİR”

Bu noktaya nasıl gelindiğini anlatan Özdil, “Bunun cevabı açılım denilen rezalet” diyerek şöyle devam etti:

* Akiller heyeti kurup milleti kafalamaya çalıştıkları dönemde, PKK’yı tanık, TSK’yı sanık yaptıkları dönemde, şehit babasına hapis cezası verdikleri, gazilerin protez bacaklarına haciz gönderdikleri dönemde PKK’ya operasyon yaptırmadılar, engellediler.

* Bu dönemde PKK, sahada bulduğu rahat çalışma döneminde bu askerleri, polisleri otobüsten, yoldan kaldırdı. Türkiye Cumhuriyeti topraklarından kaldırdılar.

* Türkiye Cumhuriyeti’nin 40 km ötesinde. Hiç mi haber





HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:Malta Vatandaşlığı

Şehir:___

E-Mail:------

Tarih:2021-02-20 14:23:56

Malta’dan vatandaşlık alan alana

Türkiye'den çok sayıda zengin, aileleriyle birlikte Malta'dan vatandaşlık almaya devam ediyor. Malta hükümetinin yayınladığı listeye göre iş dünyasının önde gelen isimleri yüz binlerce Euro ödeyerek Malta pasaportuna sahip oldu.

Malta’dan vatandaşlık alan alana

Malta Cumhuriyeti, Resmi Gazetesi’nin 31 Aralık 2020 tarihli sayısında 2019 yılında Malta’dan vatandaşlık almaya hak kazanan 3 bin 170 kişinin isimlerini yayımladı.

2019 yılında Malta’da yabancılara vatandaşlık verilmesini sağlayan ve tam ismi Citizenship by Investment (Yatırım ile Vatandaşlık) olan programla 45 Türk Malta vatandaşlığı almaya hak kazandı.

KOTON VE SAHİBİNDEN.COM’UN PATRONLARI

Söz konusu kişiler arasında hızlı moda markası Koton’un Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Yılmaz ve eşi Gülden Yılmaz ile kızları Deniz Yılmaz ve oğulları Ege Yılmaz dikkat çekti.

Sahibinden.com adlı seri ilan ve alışveriş sitesinin kurucusu ve sahibi Taner Aksoy ve ailesi, Ankara’nın ünlü sanayicilerinden ve Gen İlaç’ın sahibi Abidin Gülmüş, inşaat sektöründe uzun yıllardır faaliyet gösteren Habib Cem Bahadır ve eşi Mine ile son dönemde lüks yaşantısına dair sosyal medya paylaşımlarıyla dikkat çeken çocukları Emir Bahadır da Malta vatandaşlığı alanlar arasında bulunuyor.

BUGÜNE KADAR KİMLER ALDI?

2017’de Sabancı ailesinden Suzan Sabancı Dinçer, Ceyda Sabancı Dinçer, Çiğdem Sabancı Bilen, Haluk Akay Sabancı gibi isimler Malta’dan vatandaşlık almıştı. 2017'de gelir
vergisi rekortmenleri arasına 10'uncu sıradan giren Gönenç Gürkaynak ve avukat eşi Serra Ayşe Başoğlu Gürkaynak, Kurukahveci Mehmet Efendi adıyla bilinen kahve şirketinin marka sahipleri Hulusi Kurukahveci, Nezlihan Akyürek Kurukahveci, Hulusi Doruk Kurukahveci, ilaç şirketi Abdi İbrahim'in patronu Nezih Barut, kardeşi Nesrin Esirtgen ve oğlu İbrahim Barut, Orta Anadolu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Fatih Karamancı, Reha Tekstil'in sahibi Mehmet Reha Demirdağ 2017’de Maltavatandaşlığı almıştı.

2018 yılında Türkiye’den 78 isim Malta pasaportu alırken, Esas Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emine Sabancı Kamışlı listede en dikkat çeken isim olmuştu. Global Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ayşegül Bensel, Tekfen Holding kurucu ortaklarından merhum Feyyaz Berker’in kızı Meltem Berker de Malta vatandaşı olmaya hak kazanan isimler arasında yer almıştı.

NEDEN MALTA VATANDAŞLIĞI?

Malta 2004 yılında Avrupa Birliği'ne tam üye oldu. Nüfusu 514 bin olan Malta’nın vatandaşı olmak AB üyesi ve ABD de dahil 160 ülkeye vizesiz seyahat edebilmek anlamına geliyor.
Malta yabancı yatırımcıyı çekmek için 6/7 vergi iade sistemi uyguluyor. Malta'da ikamet etmeyen şirket ortakları, sene sonunda elde ettiği kârın yüzde 35'ini kurumlar vergisi olarak ödedikten 4 ila 6 hafta sonra, yüzde 30'luk kısmını vergi iadesi olarak geri alıyor. Ülkede yıllık gelir vergisi sadece yüzde 5 civarında. Bunun ise iki şartı var. Birincisi şirket ortaklarının Malta'da ikamet etmemesi gerekiyor. İkincisi ise ikili bir şirket yapısı kurulması gerekiyor.

Öte yandan şirket kurulum maliyetleri diğer ülkelere kıyasla oldukça düşük. Ülkede ikamet etmeyen kişiler tarafından yapılan hisse devirlerinde, sermaye kazançları vergiden muaf tutuluyor.

Ama belki de iş adamlarının Malta'yı tercih etmesinin en büyük nedeni, ülkede servet veya sermaye vergisinin olmaması.

2019’DA MALTA’DAN VATANDAŞLIK ALAN TÜRKLER

Abidin Gülmüş, Ahmet Alkan Çelik, Ahmet Altay Çakmak, Ahmet Zeki Toygar, Alya Nur Çelik Aslıgül Armağan, Balamir Koç, Bahadır Ömer Koç, Çağla Hamide Duru, Cem Kutal, Damla Aksoy, D. Sabri Ataker, Deniz Yılmaz, Duru Deniz, Eda Gülmüş, Efehan Duru, Ege Yılmaz, Ela Aksoy, Emir Bahadır, Fatih Çağatay Çakmak, Fatma Kırkaç, Habib Cem Bahadır, Hatem Tayyar Duru, İbrahim Kırkaç, İbrahim Ataker, İsmail Erkan Çelik, Lidya Ataker, Mesut Çakmak, Mila Canan Çelik, Miray Çelik, Mine Bahadır, Murat Koç, Murat Armağan, Mürsel S. Ali, Seza Aksoy, Şükriye Gülden Yılmaz, Tamer Çelik, Tanem Aksoy, Taner Aksoy, Tarık Ataker, Yasemin Toygar, Yılmaz Yılmaz, Yılmaz Külahçıoğlu, Zeynep Çakmak ve Zeynep Erkunt Armağan.

MALTA VATANDAŞLIĞI NASIL ALINIYOR?

Malta Ulusal Kalkınma ve Sosyal Fonu’na geri almamak koşuluyla 650 bin Euro tutarında katkı yapılması şartı ile yatırımcılar 12 ay bitiminde Malta Vatandaşlığı ve Avrupa Birliği pasaportuna sahip olabiliyor.

Finansal olarak başvuru sahibine bağlı olmak kaydıyla diğer aile üyeleri için 25 bin Euro (Eş ve 18 yaşından küçük çocuklar) – 50 bin Euro (18 -26 yaş arasında evlenmemiş çocuklar ve 55 yaş üzerinde ebeveynler) arasında katkı bedeli ödüyor.

Program kapsamında katkı bedelinin yanı sıra en az 350 bin Euro değerindeki bir taşınmaz mülk sahibi ya da yıllık kira değeri en az 16 bin Euro olan bir dairede oturabilecek durumda olma koşulunun sağlanması gerekiyor. Ayrıca başvuru sahibinin kendi adına açılan Malta’da bir banka hesabı üzerinden 5 yıl vadeli 150 bin Euro tutarında Malta devlet tahvili alma şartı bulunuyor.





HaberlerSağlık/İlker KILIÇASLAN----- yazdı

Yazı Konusu:Aşılama Sorunu

Şehir:Genel

E-Mail:--------

Tarih:2021-02-18 15:33:32

Aile hekimi isyan etti: Yoğunluk var, aşı yok

Türkiye’de 65 yaş ve üstü vatandaşların aşılamalarının başlamasıyla birlikte Aile Sağlığı Merkezleri’nde yoğunluğun arttığını dile getiren Manisa Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Hüseyin Köz, yeteri oranda aşı dağıtılmadığını ve hasta ile hekimlerin karşı karşıya geldiğini söyledi.

Aile hekimi isyan etti: Yoğunluk var, aşı yok

65 yaş ve üstü vatandaşların aşılamalarının başlaması ve randevuların 10 dakika arayla verilmesi Aile Sağlığı Merkezleri'nde (ASM) yoğunluğun artmasına neden oldu. Manisa Aile Hekimleri Derneği Başkanı ve Aile Hekimleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Köz, ASM'lerde artan iş yükü ve yoğunluk sebebiyle yaşanan sıkıntılarını dile getirdi.

“KENDİ İŞİNİ YAPAMAYAN HEKİM CEZA İLE KARŞI KARŞIYA KALIYOR”

Pandemi sebebiyle hastanelerin kısıtlı hizmet vermesinden dolayı ASM'lerde iş yükünün arttığını ve günde bir hekimin yaklaşık 80 hastaya baktığını dile getiren Köz, iş yükünün artmasıyla birlikte normal işleri olan gebe-bebek takibi ve aşılanmaları ile kanser taramalarını yapmakta güçlük çektiklerini ifade etti.

Aile Sağlığı Merkezleri'nde rutin işlerini yapamayan hekimlerin ücret kesintisi cezası ile karşı karşıya kaldığına dikkat çeken Dr. Köz, “Bu yükün yanında bizim normal kendi iş yükümüz var. Gebe-bebek takibi, bunların aşıları, kanser taramaları var. Eğer bunları yapmazsak bu konuda cezalandırma sistemimiz var. Mesela bu ay 10 tane çocuk aşılaman gerek, ancak pandemiden dolayı 9 tane çocuk mu aşılabildin. Aşılayamadığı biri için hekime maaşından ücret kesintisi cezası uygulanıyor. Bu ceza sistemi hiçbir devlet memurunda yok. Pandemi döneminde bu şekilde ceza yiyen arkadaşlarımız oldu.” dedi.

“YOĞUNLUK BULAŞI RİSKİNİ ARTIRDI”

Aile Sağlığı Merkezleri'ndeki yoğunluğun virüsün bulaşma riskini de artırdığını ifade eden Dr. Köz, ASM'lerin hastaneler gibi olmadığı küçük alanda sağlık hizmeti vermeye gayret gösterdiklerini söyledi.

Dr. Köz, 65 yaş ve üstü kişilerin aşılanmasının başlanmasıyla birlikte ASM'lerde yığılma olduğunu belirterek, “Aşılamada randevu sisteminin 5 dakikaya indirmeleriyle birlikte aile sağlı merkezlerinde 65 yaş üzeri hastalarda yığılma oldu. 3 saate 36 randevu düşmeye başladı. Acil olmayan hastalara hizmet veremediğimiz hale geldik. Aylarca koruduğumuz evinden çıkmamış bu yaş grubunu risk içerisine soktuk. Çünkü aile sağlığı merkezleri hastaneler gibi değil. Küçük alanlarda büyük hizmetler vermeye çalışıyoruz. Aile sağlı merkezlerine gelen 65 yaş üstü vatandaşlar küçük alanlarda aşılanmak için sıra bekliyor. Sıkıntı bir şekilde birbirleriyle temasa geçtiler” ifadelerini kullandı.

“YOĞUNLUK VAR. AMA AŞI YOK”

Dr. Köz, 65 yaş ve üstünün aşılanmasında yaşanan en büyük sıkıntının aşı bulmak olduğunu ve bu nedenle kimi zaman hastalarla karşı karşıya geldiklerini ifade etti.

Dr. Köz, ASM'lere verilen randevu sayısını altında aşı geldiğine dikkat çekerek, “Randevular verildi. Ancak ortada aşı yok. Mesela benim 34 randevum olmasına rağmen 18 tane aşım vardı. Günlük gelen aşılar, hastalarımızı karşılamıyor. Sınırlı sayıda aşı dağıtılıyor. Aşı olamayan 65 yaş üstü vatandaşlar geri dönmek zorunda kalıyor. Bazı günler elimizde hiç aşı olmuyor. Aşılamak için gelen vatandaşa ‘Aşı elimizde yok' dediğimizde hem kendisi hem de biz hekimler zor durumda kalıyoruz. Çünkü hasta randevusunu alıp gelmiş. Bir dahaki sefere kendisine ne zaman randevu verilecek belli değil. Bu durum hekimle hastayı karşı karşıya getiriyor. Bu önümüzdeki günlerde sağlıkta şiddetin artmasına sebep olur. Aile hekimlerinin yaptığı uyarıdan sonra randevu sistemi 10 dakikaya çıkarılmış olsa da sıkıntı halen devam ediyor” dedi.

“GELEN AŞILARDA ENJEKTÖR YOK”

Dr. Köz, ASM'lerdeki aşılamalarda yaşanan başka bir sıkıntıya daha dikkat çekerek, gelen aşılarında enjektör olmadığını ve bu nedenle aşılamak da zorluk yaşadıklarını söyledi.

Dr. Köz yaptığı açıklamada, “Gelen aşıların çoğunda enjektör yok. Bu çok ilginç bir şey. Bu aşıları normal bir enjektör ile yapamazsınız. Bu enjektörleri piyasada bulmak zor. Aşıyı yapacak hekime eldiven, maske gibi kişisel koruyucu malzeme de dağıtılmadı. Kendi imkanlarımızla bunu karşılamaya çalışıyoruz” dedi.

Aile Sağlığı Merkezleri'nde yaşanan yoğunluğun çözüme kavuşması amacıyla hekimlerin taleplerini dile getiren Dr. Köz, özellikle aşılanma konusunda randevu sisteminin hekimlere bırakılması gerektiğini ve aşı konusunda yaşanan eksikliğin bir an önce giderilmesi gerektiğini dile getirdi. Dr.Köz, “Bu bir savaş. Savaşa gönderdiğiniz askerin tüfeği var, ancak mermisi yok. Bizim durumumuz da böyle” dedi.





Haber Gündem----- yazdı

Yazı Konusu:Karısını Fuhuş Bataklığından Kurtulmasını İsteyen Koca

Şehir:Niğde/Bor

E-Mail:-----------

Tarih:2021-02-17 18:56:57

Fuhuş bataklığındaki hamile eşi için yardım istedi

Niğde'de yaşayan H.A (51), fuhşa sürüklendiğini iddia ettiği bipolar bozukluk hastası olan 2.5 aylık hamile eşi M.A.'nın kurtarılması için yardım istedi. H.A., eşini fuhşa sürükleyen kişilerden tehdit mesajları aldığını da kaydetti.

 

Fuhuş bataklığındaki hamile eşi için yardım istedi

Bor ilçesinde yaşayan H.A.nın, 20 yıl önce severek evlendiği, ikisi kız, 3 çocuğunun annesi M.A.nın bipolar bozukluk hastalığı nedeniyle evliliği bitme noktasına geldi. 19 yıldır hastalığı nedeniyle tedavi gören ve son 1 yıldır hastalığı şiddetlenen M.A., 8 Kasım 2020 günü sosyal medyadan tanıştığı kişilerle konuştuktan sonra evden kaçarak Adanaya geldi.

İddiaya göre, burada Okan isimli bir taksiciyle buluşan M.A., fuhuş yapmaya başladı. H.A.nın polis merkezine giderek kayıp ihbarında bulunması üzerine M.A., polis ekiplerince bulunup, Niğdeye gönderildi.

Niğde Bor Aile Mahkemesince hastaneye yatırılmasına karar verilen M.A., tedavisinin ardından yeniden Adanaya giderek fuhşa devam etti. Eşinin telefonlarına da cevap vermeyen M.A., polis ekiplerince tekrar yakalandı, ancak kendi rızasıyla evi terk ettiğini söylemesi üzerine serbest bırakıldı. Çiftin 18 yaşından küçük 2 kızı da devlet koruması altına alındı.

BATAKTAN KURTULMASINI İSTİYORUM

Eşinin fuhuş batağından kurtulması için her yolu denediğini, ancak ikna edemediğini belirten H.A. şunları söyledi:

* Sürekli polise giderek asılsız ihbarlar ile bana uzaklaştırma çıkarıyor. Benim çocuklarıma sahip çıkmamı engelliyor. Kendisinin kötü yola gitmesini engellememe izin vermiyor.

 

* İlişkide bulunduğu fuhuş yaptığı kişilere benim numaramı veriyor ve bu kişiler beni sürekli tehdit ediyor. Tehdit mesajları, tehdit telefonları alıyorum. Bu konu ile ilgili polis merkezinde ve savcılıkta suç duyurum var, ifade verdim.

* Eşimi fuhşa zorlayan ve cinsel istismarda bulunan her kim varsa ben bunların bir an önce bulunup araştırılıp adalete teslim edilip eşimin de ya kadın sığınma evine yerleştirilmesi veya tedavisin yapılıp iyileştirilmesinin sağlanmasını istiyorum.

* Çocuk yuvasında olan çocuklarımın başına dönmesinin istiyorum. Aile yuvamızın dağılmasına sebep olan kişilerin araştırılıp suçluların adalete teslim edilmesini istiyorum dedi

“EŞİM 2.5 AYLIK HAMİLE”

Şu anda 17 yaşındaki oğlu ile birlikte yaşadığını ifade eden H.A, “Eşimi bulmak için gerek maddi gerek manevi olarak her şeyimi bitirdim. Evimdeki birçok eşyamı satmak zorunda kaldım. Çaresiz kaldım. Şu an yaşamış olduğum durum budur diye konuştu.

Eşinin hamile olduğunu, yaşadığı rahatsızlık nedeniyle fuhşa sürüklendiğini belirten H.A., Eşim şu an 2.5 hamile ve bebeğin kimden olduğu belli değil. Bana tehdit mesajı atan kişi çocuğun kendinden olduğunu söylüyor. Eşimin bu bataktan kurtulmasını istiyorum” ifadelerini kullandı.





Basın----- yazdı

Yazı Konusu:Doğan Cüceoğlu

Şehir:İstanbul

E-Mail:------

Tarih:2021-02-16 16:44:03

Son Dakika  Haberi: Ünlü psikolog Doğan Cüceoğlu evinde ölü bulundu! 

Son Dakika  Haberi… Ünlü Psikolog Doğan Cücepğlu  Beşiktaş’ta kaldığı evinde ölü bulundu! Psikoloji üzerine yazdığı pek çok makale ve kitapla tanınan Doğan Cüceloğlu, bir iletişim psikolojisi uzmanıydı. 83 yaşındaki Cüceloğlu’nun ölüm haberi sevenlerini yasa boğarken, hastalığı neydi soruları sosyal medyanın gündemine oturdu. Polis Doğan Cüceloğlu’nun ölümüyle ilgili soruşturma başlattı.

Son Dakika Haberi: Ünlü psikolog Doğan Cüceloğlu evinde ölü bulundu! Doğan Cüceloğlu kimdir, neden öldü?

Gelen son dakika haberine göre, ünlü psikolog Doğan Cüceloğlu Beşiktaş'ta kaldığı evde ölü bulundu. Psikoloji üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Cüceloğlu 83 yaşındaydı. Ünlü psikoloğun ölümü çok sayıda sevenini yasa boğdu. Öte yandan sosyal medyanın gündeminde ise Doğan Cüceloğlu kimdir sorusu yer alıyor. Peki, Doğan Cüceloğlu neden öldü, hastalığı neydi?

SON DAKİKA - DOĞAN CÜCELOĞLU HAYATINI KAYBETTİ!

Psikoloji üzerine pek çok makalesi ve kitabı bulunan Doğan Cüceloğlu hayatını kaybetti.

 

DOĞAN CÜCELOĞLU KİMDİR?

İletişim psikolojisi uzmanı Doğan Cüceloğlu, kırktan fazla bilimsel makalesi ve çok sayıdaki kişisel gelişim kitabı ile tanınıyor.

Mersin'in Silifke ilçesinde 11 çocuklu bir ailenin 11. çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve ortaokulu orada bitirmiştir. Ankara ve Kırklareli'de liseyi bitirip İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun Cüceloğlu, ABD'de Illinois Üniversitesi'nde Bilişsel Psikoloji doktorasını yapmıştır.

Türkiye'de Hacettepe Üniversitesi iӀe Boğaziçi Üniversitesi'nde çalışmış, Fulbright bursu ile Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak bir sene görev almıştır.

1980-1996 yılları arasında ABD'deki Fullerton şehrinde California Eyalet Üniversitesi'nde görev yapmıştır. 1996'dan bu yana Türkiye'de üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, ana-babalara ve iş adamlarına yönelik seminerler, konferanslar ve atölye çalışmaları düzenlemektedir.

1990'dan bu yana kitaplarını Türkçe olarak yayınlamaya özen gösteren Cüceloğlu, Türk insanının düşünce, duygu ve davranışlarını bilimsel psikoloji kavramları içinde inceleyen kitaplar yazmaktadır.





Meltem----- yazdı

Yazı Konusu:Metin Kaçan Ve Alp Buğdaycı

Şehir:İstanbul

E-Mail:--------

Tarih:2021-02-10 01:34:23

Metin Kaçan'ın ve Alp Buğdaycı'nın Akıbetleri..............

Metin Kaçan, 6 Ocak 2013 günü bindiği taksiyi durdurdu ve Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak yaşamına son verdi. Cesedi on altı gün sonra Beylikdüzü'nde bulundu. 

Alp Buğdaycı ise 2 Haziran 2016'da Metris Cezaevi'nde geçirdiği kalp krizi sonrası vefat etti. Burada bir parantez açmakta fayda var, Alp Buğdaycı koğuşunda ölü bulunduktan sonra kalp krizi şüphesi doğdu. Kesin ölüm sebebinin bu olduğuna dair bir kanıta rastlanmadı.

Metin Kaçan ve Alp Buğdaycı'nın olay sonrasında yaşadıklarını bilsek de Güneş K.'nın hayatına nasıl devam ettiğini, şu anda neler yaptığını bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var. O dönem de şimdiki gibi kadının beyanının esas olduğu gerçeği ve yargının bu doğrultuda araştırma yapması gerektiği es geçiliyordu. Metin Kaçan'ın yakın arkadaşlarından Kutlu Esendemir, bu yazı için özür dilese de eril dil o zamandan bu zamana hiçbir şekilde değişmedi.

Üç ismin de farklı anlatımlarıyla olay bir çıkmaz sokak. Metin Kaçan'ın iktidara yakınlığıyla bilinen oyuncu kardeşi Hasan Kaçan da tabii ki bambaşka şeyler söylemişti ama bu kadar acının içinde sanki hiçbir önemi yok...

 





Meltem----- yazdı

Yazı Konusu:Metin Kaçan Ve Alp Buğdaycı

Şehir:İstanbul

E-Mail:--------

Tarih:2021-02-10 01:34:23

Metin Kaçan'ın ve Alp Buğdaycı'nın Akıbetleri..............

Metin Kaçan, 6 Ocak 2013 günü bindiği taksiyi durdurdu ve Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak yaşamına son verdi. Cesedi on altı gün sonra Beylikdüzü'nde bulundu. 

Alp Buğdaycı ise 2 Haziran 2016'da Metris Cezaevi'nde geçirdiği kalp krizi sonrası vefat etti. Burada bir parantez açmakta fayda var, Alp Buğdaycı koğuşunda ölü bulunduktan sonra kalp krizi şüphesi doğdu. Kesin ölüm sebebinin bu olduğuna dair bir kanıta rastlanmadı.

Metin Kaçan ve Alp Buğdaycı'nın olay sonrasında yaşadıklarını bilsek de Güneş K.'nın hayatına nasıl devam ettiğini, şu anda neler yaptığını bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var. O dönem de şimdiki gibi kadının beyanının esas olduğu gerçeği ve yargının bu doğrultuda araştırma yapması gerektiği es geçiliyordu. Metin Kaçan'ın yakın arkadaşlarından Kutlu Esendemir, bu yazı için özür dilese de eril dil o zamandan bu zamana hiçbir şekilde değişmedi.

Üç ismin de farklı anlatımlarıyla olay bir çıkmaz sokak. Metin Kaçan'ın iktidara yakınlığıyla bilinen oyuncu kardeşi Hasan Kaçan da tabii ki bambaşka şeyler söylemişti ama bu kadar acının içinde sanki hiçbir önemi yok...

 





Meltem----- yazdı

Yazı Konusu:Metin Kaçan Kimdir.

Şehir:İstanbul

E-Mail:-------

Tarih:2021-02-10 01:24:59

METİN KAÇAN- AĞIR ROMAN  VE ALP BUĞDAY

Türkiye'de erkek şiddetinin ne kadar yaygın olduğunu görebilmek adına 1995 yılının Ocak ayına gidiyoruz.

Ağır Roman'la Türk edebiyatına adını altın harflerle yazdıran Metin Kaçan...

Ağır Roman'la Türk edebiyatına adını altın harflerle yazdıran Metin Kaçan...

Her ne kadar Okan Bayülgenli, Müjde Arlı filmle birlikte parladığı düşünülse de Ağır Roman Türk edebiyatının en iyi eserlerinden bir tanesi. Yazarı Metin Kaçan önceleri mizah dergilerinde parlıyor, sonraları öyküleriyle adından söz ettiriyor ve pek çok eseriyle tüm ülkede bilinir hale geliyor.

Körfez Savaşı sırasındaki performansı nedeniyle yıldızı parlayan bir haber spikeri Alp Buğdaycı...

Körfez Savaşı sırasındaki performansı nedeniyle yıldızı parlayan bir haber spikeri Alp Buğdaycı...

Pek çok gazete ve televizyonda stajyerlik yaptıktan sonra TRT'nin açtığı spikerlik sınavını kazanan ve Türkiye'nin ilk özel televizyonu Magic Box'ın haber spikerliğini yapan Alp Buğdaycı o dönem gösterdiği performansla Körfez Savaşı'nı en iyi aktaranlardan biri oluyor.

Ve Güneş K...

Ve Güneş K...

Orta sınıf, entelektüel, solcu bir ailenin kızı. Kendisiyle ilgili edinebildiğimiz tek bilgi bu. Ve bir de o gece var elbette...

1995 yılının Ocak ayı sonlarında gazetelerin birinci sayfasında yüzü gözü şiş, vücudu ezikler, morluklar içinde fotoğrafıyla bir kadın yer alıyordu.

1995 yılının Ocak ayı sonlarında gazetelerin birinci sayfasında yüzü gözü şiş, vücudu ezikler, morluklar içinde fotoğrafıyla bir kadın yer alıyordu.

Güneş K.,  eski sevgilisi Metin Kaçan ile arkadaşı Alp Buğdaycı'nın tecavüzüne uğradığını, şiddet gördüğünü ve hastanede tedavi altına alındığını anlatıyordu. Ülke gündemine bomba gibi düşen ve aylarca konuşulan bu olayla ilgili, içeriğin bundan sonrasında üç kişinin basından çeşitli isimlere anlattıklarını derleyeceğiz. Yorumsuz...

"Ben tam kurtuldum derken, 'Hadi tecavüz edelim' dediler. İşte, ondan sonra yatak odasına sürüklendiğimi hatırlıyorum."

29 Ocak 1995 gecesi dönemin en meşhur mekanlarından Kemancı'ya giden Güneş K. ve arkadaşları Metin Kaçan ve Alp Buğdaycı ile karşılaşırlar, ardından Alp Buğdaycı'nın evine giderler. Bundan sonrasını Güneş K. anlatıyor: 

"Olay gecesi iki kız arkadaşımla birlikte Kemancı Bar'a gitmiştim. 5 yıl arkadaşlık ettiğim Metin ile karşılaştım. Kendisiyle geçen yıl ayrılmıştık. Daha sonra arkadaşı Alp Buğdaycı yanımıza geldi. Ben Alp'i 18 gündür tanıyorum. Daha sonra hep birlikte geceyi geçirmek üzere Buğdaycı'nın Cihangir'deki evine gittik. Alp'in teklifini reddeden iki arkadaşımı tekmeleyerek evden attılar.

İkisi de çıldırmış gibiydi. Dövmeye başladılar. Sürekli yumruk atıyorlardı. Komutları hep Alp veriyordu. Metin'e kulağımdaki küpeleri koparmasını söyledi. Bir ara yorulur gibi oldular. Ben tam kurtuldum derken, 'Hadi tecavüz  edelim' dediler. İşte, ondan sonra yatak odasına sürüklendiğimi hatırlıyorum."





HaberlerGündem/Habip ATAM----- yazdı

Yazı Konusu:FETÖ-Hava Harp Okulu Hedefi

Şehir:------

E-Mail:----

Tarih:2021-02-09 16:21:01

Üçok: Hava Kuvvetleri’ni ele geçirmek için binlerce öğrenciye işkence yaptılar

Hava Harp Okulu’nda FETÖ’cü olmayan öğrencilere sistematik şekilde baskı uygulayan uygulayan rütbeli askerlerin 2006-2014 yılların arasında 780 öğrencinin okuldan ayrılmasına neden oldukları ortaya çıktı. Emekli askeri hakim albay Ahmet Zeki Üçok, bugün "FETÖ'nün işkenceci subaylarına" düzenlenen operasyonu SÖZCÜ için değerlendirdi.

Üçok: Hava Kuvvetleri’ni ele geçirmek için binlerce öğrenciye işkence yaptılar

FETÖ’den olmayan Hava Harp Okulu öğrencilerinin kariyerlerini bitirmek ve Hava Kuvvetleri’ni ele geçirmek için işkence ve mobbing uygulayan eski subaylara yönelik operasyonun yankıları sürüyor. İstanbul merkezli 15 ilde 56 şüphelinin yakalanması için düzenlenen operasyonda şimdiye kadar 31 şüpheli gözaltına alındı.

Emekli askeri hakim albay Ahmet Zeki Üçok, operasyonu SÖZCÜ’ye değerlendirdi. “Sadece Hava Harp Okulu’nda görev yapan askeri personelin ‘eğitim’ adı altında uyguladıkları insanlık dışı muamele ve işkenceler neticesinde 2006-2014 yılları arasında 780 öğrenci okuldan ayrılmıştır” diyen Üçok, şunları söyledi:

İLK ÖNCE GATA’YI ELE GEÇİRDİLER

– İlk başlarda sadece soru çalarak Hava Harp Okuluna öğrenci sokmakla başlayan süreç, 2006 yılından sonra adeta Hava Kuvvetleri’ni ele geçirme misyonuna dönüştü. Bu durum öyle bir hal almıştır ki FETÖ üyesi olmayan hiç kimse Hava Harp Okulu’na giremez, hiçbir şekilde pilot olamaz hale getirildi. İlk olarak TSK’nın doktor ihtiyacını karşılayan Gülhane Tıp Akademisi (GATA) ele geçirildi.

‘ASKERİ EĞİTİM’ ADI ALTINDA İŞKENCE

– GATA’nın yanı sıra Hava Harp Okulu’nun öğrenci alımındaki aşamalarda yer alan mülakat komisyonları da FETÖ üyelerinden oluşturularak muayenelerden geçenler burada elendi. Bu da yetmemiş Hava Harp Okulu’na FETÖ iltisakı dışında bir şekilde giren, gözden kaçan öğrenciler okul yönetiminde görevlendirilen FETÖ üyesi alay, tabur, bölük ve takım komutanları tarafından askeri eğitim adı altında tahammül sınırlarını aşan mobbinglere, insanlık dışı eziyetlere, işkencelere maruz bırakılarak okuldan tasfiyeleri sağlandı.

KÜFÜR, AŞAĞILAMA, ÇALI ÜZERİNDE SÜRÜNDÜRME…

– Gecenin belirsiz saatinde uyandırmak, ağaç başında nöbet tutturmak, çalılar üzerinde süründürmek, küfür, aşağılama, tartaklama, çukur kazdırıp yeniden doldurmak. Bu yöntemlerle 2006-2014 yılları arasında 780 öğrenci okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda bu sayının 4 bin…

GÖZLERİ SAPASAĞLAM OLANLARI ELEDİLER

– Kardiyoloji muayenelerinin doktorları, olmayan kalp hastalıklarından, göz doktorları sapasağlam gözleri olan çocukları sudan sebeplerle kendilerinden olmayanları eliyorlardı. Çeşitli üniversitelerden alınan sağlam raporları adeta yok sayılıyor gencecik çocukların hakları gasp ediliyordu.

HAKLARI YENİLEN 43 TEĞMEN F-16 PİLOTU OLDU

– Ankara GATA iddianamesinden örnek veren Ahmet Zeki Üçok, raporlarla hakları yenilen 63 teğmenden 47'sinin sonradan yapılan muayeneler sayesinde, sağlam raporu alarak F-16 pilotu olduklarını dile getirdi. FETÖ'nün en önem verdiği kurumların başında Hava Kuvvetleri’nin geldiğini belirten Üçok, askeri öğrencilerin haklarını yediği belirtilen şüphelilere yönelik ayrıca Askeri Ceza Kanunu’nun 59.maddesinde yer alan Milli Müdafaa Vasıtaların Tahrip suçundan da dava açılıp yargılanmaları gerektiğini savundu.





HaberlerGündem/Başak Kaya----- yazdı

Yazı Konusu:Gazetecilere Saldırı Ve cezalar

Şehir:Ankara

E-Mail:---------

Tarih:2021-02-07 15:42:43

Gazetecilere 35 günde 30 saldırı

HP’nin gazeteci kökenli milletvekili Utku Çakırözer, Basın Özgürlüğü Raporu hazırladı. 2021’in ilk 35 gününde, 30 gazeteci fiili saldırıya uğradı. Raporda, "SÖZCÜ yazarı Yılmaz Özdil’in 2 yıla kadar hapsi istendi. RTÜK, SÖZCÜ TV’nin logo değişiklik başvurusunu 11 aydır gerekçesiz bekletiyor" denildiC

Gazetecilere 35 günde 30 saldırı

2021 yılının ilk ayı, gazetecilere yönelik fiili saldırılara; basın kuruluşlarına yaptırımlara ve yolsuzluk-taciz konulu haberlere erişim engellerine sahne oldu. CHP'nin gazeteci kökenli Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer'in hazırladığı Basın Özgürlüğü Raporu'na göre 2021'in ilk 35 gününde, 30 gazeteci fiili saldırıya uğradı.

YILMAZ ÖZDİL’İN HAPSİ İSTENDİ

Boğaziçi gösterilerinde gazeteciler polisin plastik mermilerine hedef oldu. Ocak ayında 29 gazeteci hakim karşısına çıktı, 5 gazeteci gözaltına alındı, 1'i de tutuklandı. Raporda, “SÖZCÜ yazarı Yılmaz Özdil'in de 2 yıla kadar hapsi istendi. RTÜK, SÖZCÜ TV'nin logo değişiklik başvurusunu hala sonuçlandırmadı. Başvuru 11 aydır RTÜK‘ün önünde gerekçesiz bekletiliyor'' denildi. Çakırözer'in raporunda şu bulgular yer aldı:

– 35 günde 30 gazeteci güvenlik güçleri ve sivil şahısların saldırılarına maruz kaldı. KRT TV programcıları Afşin Hatipoğlu ve Osman Güdü, Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu sokak ortasında saldırıya uğradı. Boğaziçi protestolarını takip eden 20 gazeteci polisin plastik mermilerinin hedefi oldu ve tartaklandı.

– 5 gazeteci gözaltına alınırken biri tutuklandı. Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel'in de aralarında bulunduğu, hakim karşısına çıkan 29 gazeteciden 4'ü 4 yıl 10 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. Gazeteci Melis Alphan, Can Ataklı ve Pelin Ünker hakkında dava ve soruşturma açıldı. SÖZCÜ yazarı Yılmaz Özdil'in de 2 yıla kadar hapsi istendi. Karar yazarları Elif Çakır, Yıldıray Oğur ve Taha Akyol siyasetçilerce hedef gösterildi.

SÖZCÜ HALA BEKLETİLİYOR

– Basın İlan Kurumu 500 gündür ilan vermediği Evrensel Gazetesi'ne Ocak ayında da ilan cezası kesti. TELE 1 ve Evrensel'e reklam nedeniyle, Ticaret Bakanlığı'nca 20 bin 953 TL para cezası verildi. SÖZCÜ Gazetesi'nin bir manşeti hakkında soruşturma başlatıldı. Halk TV'ye Ocak ayında da para cezaları kesildi. RTÜK SÖZCÜ TV'nin logo değişiklik başvurusunu hala sonuçlandırmadı. Başvuru 11 aydır RTÜK‘ün önünde gerekçesiz bekletiliyor. Ocak ayında yolsuzluk, rüşvet ve taciz konulu 11 habere erişim engellendi.





Magazin ----- yazdı

Yazı Konusu:Kuvvet Veren Besinler

Şehir:Genel

E-Mail:--

Tarih:2021-02-06 02:01:49

Cinselliğe İyi Gelen Besinler

Herkesin bir özel hayatı ve bu özel hayatına dahil ettiği bir de cinsel hayatı vardır. Günümüzde birçok bireyin utana sıkıla yaşadığı konulardan belki en önemlisi de cinsel gücünün zayıf olmasıdır. Türlü türlü kimyasallara, ilaçlara başvuranlar oluyor bu yüzden. Ancak hiç de gerek yok. Her şeyin çözümü olduğu gibi bu durumun da çözümünü bize doğa sunuyor.

Tüketildiğinde cinsel gücü ve isteği artıran birçok yiyecek var hem de hemen hemen hepsi mutfaklarımızda zaten bulunan yiyecekler.

Öğrendikten sonra "vay demek bu da iyi geliyormuş" diyeceğiniz yiyecekler için, buyursunlar efendim.

Kütür kütür yersiniz: Havuç

Havuç Salatası Tarifi

Havuç Salatası Tarifi

Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, yaptığı bir açıklamada havucun seks hormonlarını aktive ettiğini söyledi. Evet evet, bizim de aklımıza tavşanlar ve çoğalmaları geldi. 

Deniz ürünleri de yok değil: İstiridye

istiridye nasıl yenir

istiridye nasıl yenir

O zaman sizi şöyle alalım: İnsanı Afrodizyak Bağımlısı Yapan İstiridye Nasıl Yenir?

İstiridye çinko bakımından oldukça zengin olan bir deniz ürünüdür ve bu mükemmel özelliği ile cinsel dürtüleri tetikler  Hemen hemen her deniz ürünü aynı etkiyi gösterse de istiridyenin bu konuda ayrı bir ünü vardır.

Sivilce de yapar ama: Ay çekirdeği

cekirdek-cigdem-izmir-faydali-yeni

İçerdiği yağlar ve bileşenler sayesinde cinsel gücü artırıyor ancak yine içerdiği yağlar sivilce oluşumuna neden oluyor. 

Masumdur, kalori yapmaz: Yulaf ezmesi

Pratik Kakaolu Yulaf Lapası Tarifi

Pratik Kakaolu Yulaf Lapası Tarifi

Özellikle kadınlarda cinsel isteği artırır. Bunun haricinde hormonlara da etki ederek vücut direncini de destekler. Bunun için yulaf ezmesinin içine ceviz ve muz ekleyebilirsiniz.

Acı da etkilidir: Kırmızı ve yeşil acı biber

kirmizi-aci-biber-omru-uzatiyor-3

Yukarıdaki besinlerin yanı sıra içerdiği vitamin ve bileşenler ile acı olan bu biberler de cinsel isteği artırır. Not: Acı sevmeyenler yukarıdaki fotoğraftaki gibi yeşil dolmalık biberini de taze olarak tüketebilir.  

Misler gibi kokar: Zencefil

portakal-zencefil-ev-yapimi-oda-kokusu

Tüm vücut sistemini -özellikle cinsel istek konusunda- uyarır, bedenen ve ruhen güç kazandırır. Çay olarak tüketebilir ya da kurabiyelerinizde kullanabilirsiniz.

Aktarlarda bolca var: Bal, arı sütü ve poleni

limon bal maskesi

limon bal maskesi

Özellikle arı sütü, bal ve polen karışımını cinsel gücünüzün tabiri yerindeyse tavan yapması için tüketebilirsiniz. Bu karışım hem hücrelerinizi yeniler, hem de yaşınız ilerlese de cinsel gücünüzü yerinde tutar.

Yemeklerinizin tadı tuzu: Baharatlar

Kadınlarda, kekik ve nane: Özellikle kadınlarda bütün kadınlık hormonlarının düzenli çalışmasını sağlar ve vücudu güçlendirir.

Erkeklerde, kimyon ve kişniş: Bütün hormonları çalıştırır ve sinirleri de kuvvetlendirir. Bir bardak sıcak suya yarım kahve kaşığı Kişniş karıştırılıp, yemekten sonra içilebilir. Özellikle erkeklerde Cinsel gücü artırır.

Kokusu yeter: Vanilya

vanilyali-krem

Vanilya kokusu ve içerdiği bileşenler gereği hem bedeni hem de sinirleri güçlendirir, hem de afrodizyak cinsel gücü artırır. Bunun için bitki çaylarınıza vanilya çubuğu ekleyebilirsiniz. Çayla aram yok derseniz de vanilya aromalı tatlılardan yardım alabilirsiniz.

Tam da mevsimi: Kereviz

Terbiyeli Kereviz Yemeği Tarifi

İç salgı bezlerinin çalışma kapasitelerini artırır. Erkeklerde cinsel performansa etki ederek iktidarsızlığı önler. Orta yaşta mutlaka tüketilmesi gerekmektedir.

İsmi bile havalı: Ginseng

ginseng-nedir-faydalari-1

Yorgunluğun atılmasını, kan dolaşımının hızlanmasını sağlar. Özellikle erkeklerde zindelik verir. Çayı ya da kür olarak tüketilmesi öneriliyor.

Tane tane yiyin: Karanfil

Karanfil

Karanfil

Erkeklerde ve kadınlarda cinsel yönden enerjiyi dengeler. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Her gün bir iki tane tüketebilirsiniz.





HaberlerGündem/Sözcü-Yusuf Demir----- yazdı

Yazı Konusu:Yeni Anayasa

Şehir:Ankara

E-Mail:--------

Tarih:2021-02-03 19:00:14

‘Yaşadığımız Anayasa sorunu değil, Anayasa’yı takmama sorunudur’

Duayen hukukçu Turgut Kazan SÖZCÜ’ye konuştu: “AYM’nin Berberoğlu kararı yeni Anayasa tartışmasının ne kadar temelsiz olduğunu apaçık ortaya koyuyor. Yaşadığımız Anayasa sorunu değil, Anayasa’yı takmama sorunudur” dedi.

‘Yaşadığımız Anayasa sorunu değil, Anayasa’yı takmama sorunudur’​​​​​​​

Duayen hukukçu, İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan, Anayasa Mahkemesi'nin Enis Berberoğlu kararındaki eşine sık rastlanmayan gerekçelerin ışığında, yeni Anayasa tartışmaları ve Boğaziçi Üniversitesi olaylarını SÖZCÜ'ye değerlendirdi.

Turgut Kazan şu tespitlerde bulundu:

Bu karar, Sayın Cumhurbaşkanı'nın başlatmaya çalıştığı, “Yeni bir Anayasa'yı konuşmamız gerekir” yaklaşımının da ne kadar temelsiz olduğunu gösteriyor.

Aslında, “Yeni Anayasa için harekete geçiyoruz” çıkışının da nedeninin seçim olduğu anlaşılıyor. Yani şu anda yaşadığımız, bir “Anayasa” sorunu değil, “Anayasa'yı takmama” sorunudur.

“YÜZDE 50+1'İ BULMAK İÇİN ANAYASA TARTIŞMASI BAŞLATIYOR”

“Anayasa'yı yok sayma” sorunu yaşadığımız apaçık anlaşılıyor ama Sayın Erdoğan yüzde 50+1'i bulamayacağı için, “Acaba orayı değiştirebilir miyiz” diye Anayasa tartışması başlatıyor.

Şimdi sizin, Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı karşısında zaten Anayasa'yı tanımayan bir anlayış içinde olduğunuz bir kere daha ortaya çıkıyor. Dolayısıyla sizin talimatınızla verilen o esas mahkemesi kararlarıyla, o mahkemelerin suç işlediği vurgulanıyor.

Anayasa Mahkemesi tarafından, “Sizin talimatınızla mahkemeler suç işlemiştir” vurgusu yapılıyorsa, sizin artık yeni bir Anayasa ararken, neleri aramış olabileceğinizi düşünemiyorum.

“CUMHURBAŞKANI BAŞDANIŞMANI'NA DERS NİTELİĞİNDE”

Anayasa Mahkemesi'nin Enis Berberoğlu kararı çok güzel bir karar. Gerçekten Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı denilen zata da ders niteliği taşıyan bir karar…

“Anayasa Mahkemesi kararı bağlayıcıdır” diyor. “Kim ki uygulamıyor ve kim ki uygulanamaz diyor ve uygulanmaması yolunda talimat veriyorsa suç işliyor” diyor.

“BU MAHKEMELER SUÇ İŞLEMİŞTİR”

O yüzden de parlamenterliğin derhal, yani mahkemenin derhal durma kararı vermesi gerektiğini söylüyor. Durma kararıyla birlikte derhal milletvekilliğinin TBMM'de başlaması gerektiğini söylüyor. Bu nedenle hem Hakimler ve Savcılar Kurulu'na yazıyor. “Bu mahkemeler suç işlemiştir” diyor.

Yani bundan sonra uyma kararı verdiğinde de o suç ortadan kalkmıyor. Çünkü, “Sizin bu Anayasa'yı tanımaz bu işleminiz nedeniyle, sonuçta bir insan hem özgürlüğünden olmuştur, hem milletvekilliğini yani siyasal haklarını kullanma imkanından olmuştur. O yüzden suç işlenmiştir” diyor.

“HSK ZERRE KADAR ANAYASA'YA BAĞLILIK DUYUYORSA…”

Yani Hakimler ve Savcılar Kurulu eğer zerre kadar Anayasa'ya bağlılık duyuyorsa derhal soruşturma izni vermesi gerekir. Derhal o iki mahkeme için yani soruşturmaya başlanması gerekir ve derhal “Anayasa Mahkemesi'ni tanımıyorum” diyen mahkemenin başkan ve üyelerinin disiplin yönünden önce cezalandırılması, sonra da haklarında ceza davası açılması gerekir.

“TBMM BAŞKANI AÇIKLAMA YAPMALI”

Anayasa Mahkemesi kararı TBMM'ye de gönderiyor. Dolayısıyla TBMM Başkanı'nın da durma kararı verildikten sonra uygun bir biçimde parlamentoda kürsüden daha önce okuttuğu o mahkumiyet hükmünün ortadan kalktığı vurgusuyla Berberoğlu'nun bir milletvekili olarak görevine devam etmesine ilişkin açıklamayı yapması gerekiyor.

“ERDOĞAN'IN ANAYASA KONUSUNDA DÜŞÜNDÜĞÜ TEK ŞEY SEÇİM”

Şu anda Sayın Erdoğan'ın Anayasa konusunda düşündüğü tek şey, büyük olasılıkla yalnız seçimdir, seçim maddesini değiştirmektir. Yani büyük olasılıkla şöyle yapmayı düşünüyor:

Kaç aday varsa seçime girilir, en çok oy alan kazanır. Böylece hem muhalif kanattan daha çok aday girmesi sağlanmış olur, hem ben yüzde 30'un üzerinde oy alarak seçilmiş olurum.

“ANAYASANIN NEYİNİ DEĞİŞTİRECEKSİN”

Tek arayış budur yoksa Anayasamızın neyini değiştireceksin… Daha demokratik bir Anayasa yapacaklarmış. Daha nasıl yazılabilir. Okuyorum, darbenin yaptığı Anayasa'nın 34. Maddesi:

“Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

“BOĞAZİÇİLİ ÇOCUKLARA BÖYLE DAVRANIRSANIZ NASIL DAHA DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE KURACAKSINIZ”

Ya sizin düşmanca davrandığınız Boğaziçi Üniversitesi'ndeki o çocuklar, bizim en akıllı, en parlak, en yetenekli, en başarılı, ince mizahla dertlerini anlatan müthiş parlak çocuklarımız… Ona böyle davranırsanız, siz Anayasa'yı ne yaparak, ne yazacaksınız da daha demokratik bir Türkiye kuracaksınız.

“BOĞAZİÇİ'NDEKİ OLAYI YAŞATAN İKTİDAR NASIL BİR ANAYASA YAPABİLİR”

O polisler hakkında, o İçişleri Bakanı hakkında soruşturmalar… .Öyle bir İçişleri Bakanı açıklaması olabilir mi.. Yani bu Boğaziçi Üniversitesi olayını yaşayan yaşatan bir siyasal iktidar ya da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi nasıl bir Anayasa yapabilir daha…. Toplantı ve gösteri hakkı daha iyi nasıl yazılabilir..

“O KELEPÇELERİ, DAYAKLARI, İŞKENCELERİ HEPİMİZ GÖRDÜK”

Yani dünyanın hiçbir insan hakları sözleşmesinde ya da anayasasında daha iyisinin yazılabilmesi mümkün değildir. Ama o en parlak çocuklarımızın ne yaşadığını hepimiz gördük. O polislerin davranışlarını, o kelepçeler, o dayaklar, o işkenceler, o insanlık dışı uygulamalar… Yani anayasa hikayesi de böyle bir hikaye, seçilme hikayesi..





HaberlerGündem/Sözcü----- yazdı

Yazı Konusu:Ankara Bld. İnternet Hizmeti

Şehir:Ankara

E-Mail:----

Tarih:2021-01-31 01:22:58

Mansur Yavaş: 10 milyon metrekarelik alana ücretsiz internet sağlayacağız

Uzaktan eğitim nedeniyle internete erişim sorunu yaşayan 914 mahalleye daha önce ücretsiz Wi-Fi hizmeti götüren Ankara Büyükşehir Belediyesi şimdi de 35 meydanda tüm vatandaşların yüksek hızlı internete ücretsiz erişimini sağlayacak. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, "Yıl sonuna kadar 10 milyon metrekarelik alana ücretsiz internet sağlayacağız” açıklamasında bulundu.

Mansur Yavaş: 10 milyon metrekarelik alana ücretsiz internet sağlayacağız

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, internete erişim hakkının temel bir hak olduğunu belirterek yeni bir hizmeti daha Ankaralılarla buluşturuyor.

Daha önce 914 mahalleyi internet erişimine kavuşturan Yavaş şimdi de Ankara’daki 35 meydanda toplam 2 milyon 362 bin metrekarelik alana yüksek hızlı ücretsiz Wi-Fi hizmeti sağlayacak.

YIL SONUNA KADAR TOPLAM 10 MİLYON METREKARELİK ALANDA İNTERNET ERİŞİMİ

Sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı videolu paylaşımla projeyi tanıtan Başkan Yavaş, “İnternete erişim hakkının temel bir insan hakkı olduğuna inanıyor; bu hakka sonsuz saygı duyuyoruz. 35 farklı meydanda 2 milyon 362 bin metrekarelik alana ücretsiz Wi-Fi hizmeti vereceğiz. Yıl sonuna kadar ise 10 milyon metrekarelik alana ücretsiz internet sağlayacağız” dedi.

Ankara'nın meydanlarını pandemi sürecinin ardından yeniden sağlıklı günlerindeki dönüşüne hazırladıklarını belirten Yavaş, ilk etapta 35 meydanda daha sonra da mahalleler (köyler) ve parklarda da ücretsiz Wi-Fi hizmeti sunacaklarını açıkladı.

Kent genelindeki 35 meydanda 2 milyon 362 bin metrekarelik wifi kapsama alanında, mahallelerde (köylerde) 275 bin metrekarelik kapsama alanında, parklarda ise 4 milyon 604 bin 574 metrekarelik kapsama alanında ücretsiz Wi-Fi hizmeti sunulacak.

İnternet hızı sayesinde Wi-Fi kapsama alanlarına yakın ev ve iş yerlerinden de ücretsiz internete bağlanılabilecek. Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Daire Başkanlığı tarafından yürütülecek proje kapsamında yıl sonuna kadar meydanlar, köyler ve parklar olmak üzere toplam 10 milyon metrekarelik alana ücretsiz wifi hizmeti sağlanması hedefleniyor.

HİZMETİN SAĞLANACAĞI YERLER

Şubat ayı içinde etaplar halinde verilmeye başlanacak ve “wifi.ankara.bel.tr” adresi üzerinden takip edilebilecek ücretsiz internet hizmeti şu meydanlara kurulacak:

1-Kızılay Meydanı

2-Güvenpark

3-Ulus Meydanı

4-Sıhhiye

5-Hacı Bayram Veli

6-Beşevler Üniversiteler Mahali

7-Batıkent Metro Önü

8-Batıkent Meydan (Atlantis AVM)

9-Adnan Ötüken Parkı (Bahçelievler)

10-Etlik (Adnan Yüksel Caddesi)

11-Etimesgut Tren Garı

12-Gökkuşağı Yolu

13-Zafer Çarşısı

14-Keçiören (Belediye Önü)

15-Sincan Lale Meydanı

16-Pursaklar (Şehit Salim Akgül Parkı)

17-Akyurt Kent Meydanı

18-Ayaş Kent Meydanı

19-Bala Kent Meydanı

20-Beypazarı Atatürk Parkı

21-Çamlıdere Kent Meydanı

22-Çayırhan Kent Meydanı

23-Çubuk Kent Meydanı

24-Elmadağ Kent Meydanı

25-Evren Kent Meydanı

26-Güdül Kent Meydanı

27-Haymana Kent Meydanı

28-İvedik

29-Kale Meydanı

30-Kalecik Kent Meydanı

31-Kazan Kent Meydanı

32-Kızılcahamam (Soğuksu Gidişi)

33-Nallıhan Kent Meydanı

34-Polatlı Kent Meydanı

35-Şereflikoçhisar Kent Meydanı





Gürsel Köksal----- yazdı

Yazı Konusu:Mustafa Suphi

Şehir:-----------

E-Mail:-----------

Tarih:2021-01-29 01:21:40

Mustafa Suphi ve yoldaşları 100 yıl önce bugün katledildiler: 15’leri kim öldürdü?

TKP’nin 15 yöneticisi 28 Ocak 1921 tarihinde Trabzon açıklarında katledildiler. Araştırmacı Emrah Cilasun, tarihsel belgelerin ışığında 15’lerin Bakü’den Anadolu’ya hareketlerinden katliama kadar süren süreçteki gelişmeleri adım adım takip ediyor.

109

Mustafa Suphi ve yoldaşları 100 yıl önce bugün katledildiler: 15’leri kim öldürdü?

 

Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) 15 yöneticisi 100 yıl önce bugün öldürülerek ya da elleri kolları bağlanarak canlı canlı Trabzon açıklarında denize atılarak katledildiler. Parti bundan birkaç ay önce, 10-16 Eylül 1920’de Bakü’de Anadolu, Avrupa ve Rusya’nın çeşitli yerlerinden gelen delegelerin katıldığı kongrede kurulmuştu. Tartışmalı bir süreç sonucu alınan bir grup parti yöneticisinin Anadolu’ya geçip, Ankara’ya giderek örgütlenme çalışmalarını oradan yürütmesine karar verildi. Parti, Sovyet Rusya hükümeti, Bolşevik Partisi ve Ekim Devrimi’nden sonra kurulan Üçüncü Enternasyonal gibi “Anadolu’daki emperyalizme işgale karşı isyan hareketini ve bu hareketi yöneten Büyük Millet Meclisi hükümetini desteklemeyi” hedefliyordu.

Araştırmacı-Yazar Emrah Cilasun, ilk baskısı 2008’de yayınlanan ve kısa bir süre önce genişletilmiş yeni baskısı Tekin Yayınevi’nden çıkan kitabı “Mustafa Suphi’yle Yoldaşlarını Kim Öldürdü?”de bu sürecin teorik analizini yapıyor, tarihsel belgelerin ışığında Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Bakü’den Anadolu’ya hareketlerinden, Trabzon’daki katliama kadar süren süreçteki gelişmeleri adım adım takip ediyor.

 


Suphi ve yoldaşlarının Kars-Erzurum-Trabzon hattındaki bir pogrom sonucu katledildiklerini savunan Cilasun, bu sürecin kendisine bu konuda Ankara’daki Kemal Paşa tarafından inisiyatif verilen Doğu Cephesi Komutanı Kazım Paşa (Karabekir) tarafından yönlendirildiğini belirtiyor. Katliamın sorumlusu olarak kurulmakta olan yeni devletin yönetici kadrolarını işaret ediyor. Cilasun, çalışmalarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Mustafa Suphi’lerin TKP’sinin Anadolu’ya geçerken hedefleri neydi?
Bu Komünist Partisi’nin bizim sahip çıkmamız gereken bir tarafı var. Yıllar evvel, Osmanlı’da, İstanbul’da Marks ve Engels’in manifestosunu basabilecek bir tane bile babayiğit yokken, şimdi Bakü’de insanlar bir araya geliyorlar ve Türkiye Komünist Partisi’ni kuruyorlar. Bu muhteşem bir şey. Çünkü burada devrimci bir damar var. Değişim için yana yakıla bir yenilik arıyorlar. Ve bunun bolşeviklik olduğunu, komünistlik olduğunu biliyorlar.

Ancak aynı zamanda geldikleri toplumun bagajlarını da sırtlarında taşıyorlar.

Türk milliyetçiliğinden, İkinci Enternasyonal’deki komünist, sosyal demokrat partilerin eski çalışma tarzlarından kopamıyorlar.

Tahayyül ettikleri şey şu: ‘Ankara’ya gidelim. Mustafa Kemal’le el sıkışalım. Toplumu ilk önce burjuva demokratik normlarda hazırlayalım. Ülke sosyalist devrime bir hazır olsun. O aşamaya kadar biz kooperatifler, dayanışma dernekleri gibi kurumlar üzerinden halkı aydınlatalım.‘
Stratejileri yanlıştı.

Ankara'yı doğru tahmin edemediler.

Oradaki ekibi İttihak ve Terakkiciler’in “B Grubu” olarak göremediler.

"A Grubu" 1918’de çekip gitmişti. Geriye kalan kadrolardan, B kadrolarından oluşan ekibin Ankara’yı oluşturduğunu fark edemediler.

Onların gözünde İttihatçılar Enver, Talat, Cemal, Halil Kut Paşa, Küçük Talat gibi kişilerdi. Ankara’dakiler ise makul görülebilecek, anlaşılabilecek olanlardı.
Yanlış tahlil ettiler.

Birinci problem burada.

Bir de bu zemin manipüle edilmeye çok uygundu.

Bunlardan üç-dört ay evvel temsilcileri Salih Zeki geldi, Kars’ta Kazım Karabekir’le görüştü.

Karabekir, “Gelin bir bakalım, kongrede delege gerekiyorsa buradan hazırlayalım” diyor.

Bu yaklaşım merkez komitesinde şöyle bir yanılsamaya yol açtı. “Bize çok da yakınlar. Bazıları var bize çok uzak. Ama Mustafa Kemal Paşa’yla, Kazım Karabekir bize çok yakınlar. Gidersek ikna ederiz" diyorlar.

Kars’a 28 Aralık’ta Sovyetler Birliği’nin Ankara’daki elçiliğine giden Budi Mdivani başkanlığındaki bir grup diplomatla geliyorlar. Ancak orada oyalanıyorlar. Sonra da Kemal Paşa’nın onları Ankara’ya istemesi üzerine Karabekir tarafından Erzurum’a doğru yola çıkmaya zorlanıyorlar. Kemal Paşa geri gönderilmelerini istiyor, öyle değil mi?
Mustafa Kemal‘in Karabekir’e söylediği sadece şu: Ankara’ya gelmelerini istemiyoruz. Ondan sonrası senin. Nasıl yaparsan yap!
Kazım Karabekir de Kars, Erzurum ve Trabzon güzergâhını belirliyor. Bu bilinçli bir seçim. Bu bölgenin 1920-21’in 4-5 yıl öncesini özellikle araştırdım. Kitapta da buna yer verdim. Bu çok kanlı bir tarih. Ayrıca Pontus ayaklanması döneminde yaşananlar var. Ardından cumhuriyetin kurulmasına ramak kala Trabzon-Ankara-Erzurum üçgeninde yerel önderlerin, ekonomik olarak palazlanmış kişilerin, merkezi iktidar güçleriyle ciddi çıkar çatışmaları yaşanıyor.
Bütün bunlardan şu sonuç çıkıyor: O tarihlerde Kars’tan Erzurum-Trabzon istikameti tek yön. Dönüş yok.

Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir paşaların kendi aralarındaki, oradaki vali ve komutanlarla yazışmalarda da bu görülüyor. Karabekir’in neden bu güzergâhı seçtiği anlaşılıyor buradan.

Trabzon’daki katliamın orada örgütlü ittihatçılarca Mustafa Suphi’den intikam almak için yapmış olabileceklerine dair bir tez var.
İttihat ve Terakki’nin o dönemde Anadolu’da hiç bir gücü, örgütü yok. Japon tarihçi Masayuki Yamauchi’nin Enver Paşa’nın 1918’den sonraki tüm yazışmalarını içeren kitabı “Hoşnut Olamamış Adam: Enver Paşa“da bu görülüyor. İttihat ve Terakki’nin adı var, esamesi yok.

Bir de geçenlerde Enver Paşa’nı





HaberlerDünya----- yazdı

Yazı Konusu:Göçmen Faciası

Şehir:Akdeniz

E-Mail:-----

Tarih:2021-01-21 01:43:59

Gene Göçmen Faciası::::

Ölüme açılan yolculuk. Hiç bir şryden haberi olmayan o çocukların bot batarken çıkardıkları çığlıkları duyan yok mu?

Son dakika… Akdeniz’de göçmen faciası! Çok sayıda ölü var

Birleşmiş Milletler, Akdeniz'de Libya açıklarında göçmenleri taşıyan teknenin batması sonucu en az 43 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Son dakika… Akdeniz’de göçmen faciası! Çok sayıda ölü var

Akdeniz’de mülteci dramı devam ediyor. Libya açıklarında bir mülteci faciası daha yaşandı.

Göçmenleri taşıyan teknenin batması sonucu en az 43 kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu.

Açıklama Birleşmiş Milletler’den geldi. En az 43 Batı Afrikalı göçmenin Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken Libya açıklarında boğuldu belirtildi.

Açıklamada hayatta kalan 10 kişinin ise kurtarılarak kıyıya çıkarıldığı belirtildi.





Tarihten İbretlikler----- yazdı

Yazı Konusu:Genç Osmanın Katledilmesi

Şehir:İstanbul

E-Mail:-----

Tarih:2021-01-15 01:25:40

Genç Osman’ın Katledilişi

TARİHTE NELER OLDU | CANAKCİ | MART 7, 2013 AT 2:43 PM


Sultan I. Ahmed’den olma, Sırp asıllı Mari (Mahfiruz Hatice Sultan)’dan doğma Sultan II. Osman ya da Genç Osman 1604 doğumludur. Kendisi henüz 14 yaşında iken 1618 yılında, amcası Sultan I. Mustafa’nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturan 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. Kendi iradesi dışında saltanattan düşürülen Osmanlı sultanlarının dördüncüsü olup, 1622 yılındaki yeniçeri ayaklanması (yani bir askeri darbe) sonucunda devrilerek, Yedikule Zindanı’nda öldürtülmüştür.

Ulusal14----- yazdı

Yazı Konusu:Covid Hastası Taburcu Olduktan Sonra Bakım

Şehir:Genel

E-Mail:--------

Tarih:2021-01-13 23:26:51

2 bin corona hastası izlendi, yeni bulgular görüldü

8 ayda 2 binin üzerinde kişinin takibi sonucu ulaşılan verilere göre hastalığı ağır geçirenlerde rastlanan yeni bulgular var. Merkezde elde edilen bulgularla ilgili konuşan İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, “Burada en çok gözümüze çarpan bulgu, bu hastaların bir kısmında akciğer damarlarında bir pıhtı oluşmasıydı. Yani pıhtı atması değil, pıhtının kendisinin bu damarlar içinde oluşması ki bu da aslında covid hastalığının gözlemlediğimiz yeni bir bulgu” dedi.

Bunun yanında son zamanlarda tiroid fonksiyonlarıyla alakalı bozukluklar da görmeye başladıklarını dile getiren Tükek, “Özellikle bu izlem merkezine gelen hastaların tiroidlerinin fazla ya da az çalıştığı şeklinde fonksiyon bozuklukları olduğunu gördük. Bu da aslında önemli bir bulgu. Bunu zaten 3’üncü ayda da söylemiştik ama 6’ncı aya geldiğimizde bunun artığını ve artarak devam ettiğini gözlemliyoruz” diye konuştu.

HASTALAR SÜREKLİ TAKİP EDİLİYOR

İstanbul Tıp Fakültesi’nde 28 Nisan’da “Covıd-19 Hastaları İzlem Merkezi” açıldı. Türkiye’de ve dünyada bir ilk olduğu belirtilen merkezde corona virüsünü ağır geçirmiş ve geçirdikten sonra takibe alınması gereken hastalar gün gün izlendi.

Hastalarda, taburcu olduktan sonraki 1, 3, 6, 9 ve 12’nci aylarda meydana gelecek bazı problemleri tespit etmek için kurulan merkez, corona virüsünün bilinmeyen pek çok yanını ve hastalar üzerindeki etkilerini gözler önüne sermek için büyük rol oynadı.

Corona virüsüne yakalanan ve atlatan kişilere çeşitli tahlil ve tetkikler yapılarak, hastalarda kalıcı bir hasar oluşup oluşmadığının araştırıldığı merkezde, dünyadaki çalışmalar ışık tutacak yeni bulgular tespit edildi.

“ÇABUK YORULMA VE HALSİZLİK UZUN SÜREBİLİR”

İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek  FOTO: DHA

İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, verileri değerlendirdi.

İzledikleri bazı hastalarda halsizlik, çabuk yorulma ve efor kapasitesindeki azalmanın ciddi boyutta devam ettiğinin altını çizen Prof. Dr. Tükek, “Aşağı-yukarı 8 ay oldu bu merkezi açalı ve ilk 3 aylık verilerin ardından, 6 aylık verileri de burada inceleme fırsatı bulduk. Burada kovid-19 geçirip takip edilen hastalarda ne gibi semptomların devam ettiği ya da hangi semptomların ortaya çıktığı önemliydi bizim için. Burada gözlemlediğimiz aslında, Covid’in en çok semptom olarak ortaya çıkan halsizlik, yorgunluk, boğaz ağrısı, ishal ve koku kaybı gibi şikayetler içerisinde ishal şikayetinin çok çabuk ortadan kalktığı, koku almanın birkaç ay içinde tekrar yerine geldiği ancak çabuk yorulma ve halsizlik şikayetinin 6 aydan beri bazı hastalarımızda devam ettiğini gözlemledik. Özellikle efor kapasitesindeki azalma bazı hastalarımızda ciddi boyutta devam etmekteydi ki, bunlar daha çok ağır kovid geçiren kişiler. Ayakta, hafif geçirenlerde bu kadar ciddi bir nefes darlığı ve halsizlik şikayeti olmuyor” diye konuştu.

“AKCİĞERDEKİ DAMARLARDA PIHTI OLUŞUMU GÖZLEMLEDİĞİMİZ YENİ BİR BULGU”

8 ayda 2 binin üzerinde hastanın takibini yaptıklarını ifade eden Tükek, 6 aylık verilerden elde etikleri yeni bulguların olduğundan da bahsederek,  “Bunlar içinde hastaneye yatmış olup, ağır pnömoni geçiren hastalar ayrıca değerlendirildi. Burada en çok gözümüze çarpan bulgu, bu hastaların bir kısmında akciğer damarlarında bir pıhtı oluşmasıydı. Yani pıhtı atması değil, pıhtının kendisinin bu damarlar içinde oluşması ki bu da aslında Covid hastalığının gözlemlediğimiz yeni bir bulgu. Bu pıhtı başka yerden gelmiyor bizim tahminimize göre, pıhtının kendisi akciğer damarlarında oluşuyor. Buna trombüs diyoruz. Muhtemelen bu çabuk yorulmalar ve efor kapasitesindeki azalmalar buna bağlı olarak çıkabilir. Yine uzun vadede akciğerdeki basınç yükselmesi tablosunun ortaya çıkması ilerleyen dönemlerde ortaya çıkabilir” dedi.

“TİROİD FONKSİYONLARINDA BOZUKLUKLAR GÖRMEYE BAŞLADIK”

Ayrıca, 6. ay verilerine bakıldığında tiroid bozuklukları yaşayan hastaların sayısının giderek arttığını dile getiren Tufan Tükek, şunları söyledi:  “Son zamanlarda tiroid fonksiyonlarıyla alakalı bozukluklar görmeye başladık. Özellikle bu izlem merkezine gelen hastaların tiroidlerinin fazla ya da az çalıştığı şeklinde fonksiyon bozuklukları olduğunu gördük. Bu da aslında önemli bir bulgu. Bunu zaten 3. Ayda da söylemiştik ama 6. Aya geldiğimizde bunun arttığını  ve artarak devam ettiğini gözlemliyoruz. Zaten böyle viral hastalıklar, bu tarz problemlerin de başlangıcını oluşturuyor, tetik çekiyor ve onun sonucu olarak da bu tip problemler ortaya çıkabiliyor.”

İKİNCİ DEFA YAKALANAN KİŞİLER VAR

Genellikle hastalığı hafif atlatan kişilerin corona virüsüne ikinci defa yakalanabildiğini söyleyen Tükek, “İkinci defa yakalanan kişiler var gerçekten. Bu hastalığı geçirdikten sonra bir antikor düzeyi oluşmuyorsa, hastalığı tekrar geçirme ihtimaliniz var demektir. Bizim de gözlemlediğimiz zaten ayakta hafif geçiren kişilerde antikor düzeyleri çok yükselmiyor. Korunmadıkları takdirde bu kişilerin tekrar kovid-19’a yakalanma ihtimalleri var. bu kişiler de aşı programına alınacak diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

HASTALIĞI AĞIR GEÇİREN KİŞİLERİN TAKİBİ ÇOK ÖNEMLİ

Hastalığı ağır geçiren kişilerin, ileriye dönük oluşabilecek rahatsızlıkları için tedavilerinin planlaması gerektiğini anlatan Tükek, “Ciddi geçiren kişilerin, önümüzdeki dönemde halk sağlığı açısından ciddi takipleri gerekli. Çünkü anlaşılan o ki, bu kişilerin organlarında ciddi problemler ileride ortaya çıkabilecek gibi görünüyor. Özellikle akciğerlerinde. Bu açıdan göğüs hastalıkları, halk sağlığı uzmanlarının olduğu bir konsorsiyum tarafından ileriye dönük olarak bu kişilerin de planlamalarının yapılması gerekecek gibi görünüyor. Bir süre sonra bu hastaların nefes darlığı, kronik bronşit, koah problemleriyle tekrar polikliniklere  gelme ihtimalleri var gibi görünüyor” diye konuştu.

BAZI HASTALARIN DOSYALARINI AYIRARAK  İZLİYORLAR

Dr. Huzeyfe Arıcı





Gökmen ULU/HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:Covid Tedavisi El Yakıyor

Şehir:İstanbul

E-Mail:---

Tarih:2021-01-13 18:52:30

Hani ücretsizdi? Bu mudur sosyal devlet anlayışınız

Sağlık Bakanlığı, Corona virüsü tedavisinin ücretsiz yapılacağını açıklamıştı. Ancak, İzmir Devlet Hastanesi’nde Corona virüsü tedavisi gören bir vatandaşa 1632 lira fatura çıkarıldı. Sosyal güvencesi olmayan vatandaş, üç gün kaldığı yoğun bakımdan çıktıktan sonra tedavisi tamamlanmadan hastaneden taburcu edildi.

Hani ücretsizdi? Bu mudur sosyal devlet anlayışınız

Sağlık Bakanlığı, kişilerin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın corona virüsü tedavisinin tamamen ücretsiz yapılacağını açıklamıştı. Karar 14 Nisan 2020 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

Daha sonra Sağlık Bakanlığı'nca kararın kapsamı genişletilerek, devlet hastanelerinin yanı sıra özel hastanelerde de Covid-19 tedavisi gören hastalardan pandemi bakım ücreti alınamayacağı 19 Haziran 2020 tarihinde tebliğ edilmişti.

CORONAVİRÜS HASTASINA 1632 LİRA FATURA

Fakat, corona virüsü bulaşan ve fenalaşması üzerine 8 Ocak 2021 günü İzmir Torbalı Devlet Hastanesi'ne kaldırılan 51 yaşındaki Kudbettin Köstekçi'ye 1632 lira fatura çıkarıldı. Üç gün yoğun bakımda kalan, sosyal güvencesi ve parası olmayan Köstekçi, ücreti ödeyemeyeceği hakkında tutanak tutulduktan sonra 11 Ocak 2021'de tedavisi tamamlanmadan taburcu edildi. Evinde olan Kösteçi'nin durumunun ağır olduğu öğrenildi.

“BU MUDUR SOSYAL DEVLET ANLAYIŞINIZ”

CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç olayı TBMM gündemine taşıyarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Kılıç tespit ve eleştirilerini şöyle ifade etti;

 

*Aslında vatandaş taburcu edilmiyor, parası olmadığı için, hem de daha iyileşmeden tutanak tutularak hastaneden kovuluyor. Yani hastaneden ancak tutanakla çıkabiliyor. Hastane Kutbettin Köstekçi'ye SGK'sız olduğu için 1.632 TL fatura çıkarıyor.

*Bu mudur sizin sosyal devlet anlayışınız, sağlık anlayışınız, vatandaşının yanında olma anlayışınız? Söylemlerinizin yaptıklarınızla, uygulamalarınızla uyuşmadığını bu olayda bir kez daha gördük. Söylem ücretsiz tedavi, uygulama 1.632 TL fatura.

*AKP İktidarı pandeminin başladığı tarihten beri ne söylüyor? “Özel hastanelerde bile korona virüs tedavisi ücretsiz” demiyor mu? Diyor. Ancak durumun böyle olmadığını, bırakın özel hastaneyi, devlet hastanesinde bile Corona tedavisinin ücretli olduğunu Torbalı'daki bu olay ortaya koymaktadır. “Coronavirüs tedavisi ücretsiz” diyerek milleti kandırmayı bırakın da gerçekleri söyleyin artık.

*Hala testi pozitif olan Kudbettin Köstekçi bir yandan hastalığı nasıl yeneceğini, diğer yandan da bu borcu nasıl ödeyeceğini kara kara düşünüyor. Sağlık Bakanı'na ve bakanlığın bürokratlarına şunu sormak istiyorum: Kutbettin Köstekçi gibi SGK'sı olmayan hastalar parasından korkup hastaneye yatmaz ve daha fazla kişiye bu hastalığı bulaştırırsa bunun sorumlusu kim olur? Yazık değil mi bu millete? Ülkemizde bu kadar mı ucuz vatandaşın sağlığı?





Taşkın SU/HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:Akıl Almaz Cinayet

Şehir:İstanbul

E-Mail:-------

Tarih:2021-01-10 21:11:15

Hafızalardan silinmeyen çifte cinayet! Biri size Rock Hudson derse…

26 yıl önce bugün İstanbul'da hafızalardan silinmeyen iki cinayet işlendi. Müflis konfeksiyoncu İshak Benlioğlu, kendisini AIDS'ten ölen eşcinsel aktör Rock Hudson'a benzeten iki arkadaşını gözünü kırpmadan öldürdü.

Hafızalardan silinmeyen çifte cinayet! Biri size Rock Hudson derse…​​​​​​​

9 Ocak 1995, öğle saatleri, İstanbul…

Kurtuluş'taki meşhur Despina meyhanesinde üç Ermeni demleniyor.

Apikoğlu Sucukları’nın sahibi Bercuhi Apikoğlu’nun damadı Vahan Kartallıoğlu, İstanbul’un parmakla gösterilen oto yedek parçacılarından Serpar’ın sahibi Nişan Serapyan ve müflis konfeksiyoncu İshak Benlioğlu… Akşam saatlerinde bu üçlüye Nebiha ile Meryem adlarında iki kadın daha eşlik etti.

Kadehler art arda boşalıyor, kahkahalar mekândaki müziği bastırıyor. Bir anda ortalık savaş alanına döndü.

 

İshak belinden çıkardığı ruhsatsız 7.65'lik Beretta'sını Nişan'a doğrultu. Nişan elini beline atınca İshak önce davrandı. Peş peşe tetiğe bastı, mermilerin hedefi olan Nişan ve Vahan kanlar içinde masaya yığıldı.

Votka, rakı ve likör şişeleriyle dolu masaya kan damlıyordu. Elindeki silahı kendi şakağına dayayan katil, “Siz bu işe bulaşmayın” dedi ve kadınları gönderdi. Müşteriler ve personel apar topar mekândan çıktı, ihbar üzerine polis ve basın mensupları geldi.

Ünlü Hollywood yıldızı Rock Hudson 1985 yılında 60. doğum gününe 1.5 ay kala AIDS'le ilgili komplikasyonlar nedeniyle uykusunda öldü.

Sonrasını Cinayet Büro’da görevli Komiser Mesut Demirbilek anlatsın: İçki masasında beraber oturdukları arkadaşlarıyla güzel güzel sohbet ederken adamı AIDS’ten ölen Amerikalı gay aktör Rock Hudson’a benzetmişler. O da “Vay efendim, siz bana nasıl i…. dersiniz” diye çekmiş silahı ve her ikisini de oturdukları yerde vurmuş.

Ortada iki cinayet ve bir intihar girişimi vardı. Asayişten sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Çağlar da hızlıca olay yerine intikal etti.

Alkolün etkisiyle dili dönmeyen katil intihar edeceğini söylemeye çalışıyor, içeriye gazeteci gelmesini istiyordu. Bunun üzerine bir TV muhabiri ve bir kameraman içeriye alındı.

Muhabir kılığında katile yaklaşan Emniyet Amiri Mehmet Şahin (solda) ve o dönem Cinayet Büro’da komiser olarak görev yapan Mesut Demirbilek.

Elinde mikrofon olan kişi aslında Emniyet Amiri Mehmet Şahin’di. Şahin, “Bu adamlar Türk düşmanı g…….” diyen İshak Benlioğlu'na sorular sorarak dikkatini dağıtmaya çalışıyordu.

“Sesiniz gelmiyor, mikrofonu yaklaştıralım” derken kameramanın önünde pusuya yatan İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Çağlar katilin eline yapıştı.

Altı emniyetçi ile İshak Benlioğlu arasında 21 saniye süren boğuşma sonrası bir polis, Benlioğlu'nun elinden silahı almayı başardı.

İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Çağlar, İshak Benlioğlu'nun elinden silahı alırken patladığı sanıldı. Ancak bu katilin sigarasından çıkan kıvılcımdı.

Çağlar, kendisine sarılan katile “Geçmiş olsun Kemal abi” dedi. İshak'ın resmi ve ikinci adı Kemal'di.

Önce karakola sonra alkol muayenesine götürüldü, yüzde 130 alkollü çıkmıştı. Savcılık ifadesinin ardından hızlıca mahkemeye çıkarıldı, tutuklanarak cezaevine kondu. Adliyede gazetecilere açıklama yapmasına izin verilen katil hâlâ ayılamamıştı. Ağzından şu cümleler döküldü.

ÇOK KARIŞTIRDIK, SAPITMIŞIM KARDEŞİM

“Olay anlatılacak bir şey değil. Ben bir şey hatırlamıyorum. Çok karıştırdık. İçkili bir insan başka içkisiz bir insan başka. Sapıtmıştım kardeşim. Kendimde değildim. Hatırlamıyorum birçok şeyi. Attıkları kazık… Affedersiniz masada bilmem ne yaptılar. Kadınların önünde homo diye alay ettiler. Aklım ayıkmaya başlıyor. Çok pişmanım. Şekerim var tansiyonum var keşke ölsem de kurtulsam.”

İshak Benlioğlu idama sonra da müebbet hapse mahkum oldu. Yargıtay ‘hafif tahrik’ sayarak 30 yıl ağır hapis cezasında karar kıldı. Bayrampaşa Cezaevi'nde kriminal âlemin kıdemli figürlerinden koğuş arkadaşı Sedat Şahin‘in ‘telkiniyle' önce Müslüman sonra sünnet oldu. 2000 yılında Rahşan Affı olarak bilinen 4616 sayılı Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası’yla tahliye edildiği ve kısa bir süre sonra hayatını kaybettiği iddia edildi.





Taşkın SU/HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:Akıl Almaz Cinayet

Şehir:İstanbul

E-Mail:-------

Tarih:2021-01-10 19:53:08

Hafızalardan silinmeyen çifte cinayet! Biri size Rock Hudson derse…

26 yıl önce bugün İstanbul'da hafızalardan silinmeyen iki cinayet işlendi. Müflis konfeksiyoncu İshak Benlioğlu, kendisini AIDS'ten ölen eşcinsel aktör Rock Hudson'a benzeten iki arkadaşını gözünü kırpmadan öldürdü.

Hafızalardan silinmeyen çifte cinayet! Biri size Rock Hudson derse…​​​​​​​

9 Ocak 1995, öğle saatleri, İstanbul…

Kurtuluş'taki meşhur Despina meyhanesinde üç Ermeni demleniyor.

Apikoğlu Sucukları’nın sahibi Bercuhi Apikoğlu’nun damadı Vahan Kartallıoğlu, İstanbul’un parmakla gösterilen oto yedek parçacılarından Serpar’ın sahibi Nişan Serapyan ve müflis konfeksiyoncu İshak Benlioğlu… Akşam saatlerinde bu üçlüye Nebiha ile Meryem adlarında iki kadın daha eşlik etti.

Kadehler art arda boşalıyor, kahkahalar mekândaki müziği bastırıyor. Bir anda ortalık savaş alanına döndü.

 

İshak belinden çıkardığı ruhsatsız 7.65'lik Beretta'sını Nişan'a doğrultu. Nişan elini beline atınca İshak önce davrandı. Peş peşe tetiğe bastı, mermilerin hedefi olan Nişan ve Vahan kanlar içinde masaya yığıldı.

Votka, rakı ve likör şişeleriyle dolu masaya kan damlıyordu. Elindeki silahı kendi şakağına dayayan katil, “Siz bu işe bulaşmayın” dedi ve kadınları gönderdi. Müşteriler ve personel apar topar mekândan çıktı, ihbar üzerine polis ve basın mensupları geldi.

Ünlü Hollywood yıldızı Rock Hudson 1985 yılında 60. doğum gününe 1.5 ay kala AIDS'le ilgili komplikasyonlar nedeniyle uykusunda öldü.

Sonrasını Cinayet Büro’da görevli Komiser Mesut Demirbilek anlatsın: İçki masasında beraber oturdukları arkadaşlarıyla güzel güzel sohbet ederken adamı AIDS’ten ölen Amerikalı gay aktör Rock Hudson’a benzetmişler. O da “Vay efendim, siz bana nasıl i…. dersiniz” diye çekmiş silahı ve her ikisini de oturdukları yerde vurmuş.

Ortada iki cinayet ve bir intihar girişimi vardı. Asayişten sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Çağlar da hızlıca olay yerine intikal etti.

Alkolün etkisiyle dili dönmeyen katil intihar edeceğini söylemeye çalışıyor, içeriye gazeteci gelmesini istiyordu. Bunun üzerine bir TV muhabiri ve bir kameraman içeriye alındı.

Muhabir kılığında katile yaklaşan Emniyet Amiri Mehmet Şahin (solda) ve o dönem Cinayet Büro’da komiser olarak görev yapan Mesut Demirbilek.

Elinde mikrofon olan kişi aslında Emniyet Amiri Mehmet Şahin’di. Şahin, “Bu adamlar Türk düşmanı g…….” diyen İshak Benlioğlu'na sorular sorarak dikkatini dağıtmaya çalışıyordu.

“Sesiniz gelmiyor, mikrofonu yaklaştıralım” derken kameramanın önünde pusuya yatan İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Çağlar katilin eline yapıştı.

Altı emniyetçi ile İshak Benlioğlu arasında 21 saniye süren boğuşma sonrası bir polis, Benlioğlu'nun elinden silahı almayı başardı.

İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Çağlar, İshak Benlioğlu'nun elinden silahı alırken patladığı sanıldı. Ancak bu katilin sigarasından çıkan kıvılcımdı.

Çağlar, kendisine sarılan katile “Geçmiş olsun Kemal abi” dedi. İshak'ın resmi ve ikinci adı Kemal'di.

Önce karakola sonra alkol muayenesine götürüldü, yüzde 130 alkollü çıkmıştı. Savcılık ifadesinin ardından hızlıca mahkemeye çıkarıldı, tutuklanarak cezaevine kondu. Adliyede gazetecilere açıklama yapmasına izin verilen katil hâlâ ayılamamıştı. Ağzından şu cümleler döküldü.

ÇOK KARIŞTIRDIK, SAPITMIŞIM KARDEŞİM

“Olay anlatılacak bir şey değil. Ben bir şey hatırlamıyorum. Çok karıştırdık. İçkili bir insan başka içkisiz bir insan başka. Sapıtmıştım kardeşim. Kendimde değildim. Hatırlamıyorum birçok şeyi. Attıkları kazık… Affedersiniz masada bilmem ne yaptılar. Kadınların önünde homo diye alay ettiler. Aklım ayıkmaya başlıyor. Çok pişmanım. Şekerim var tansiyonum var keşke ölsem de kurtulsam.”

İshak Benlioğlu idama sonra da müebbet hapse mahkum oldu. Yargıtay ‘hafif tahrik’ sayarak 30 yıl ağır hapis cezasında karar kıldı. Bayrampaşa Cezaevi'nde kriminal âlemin kıdemli figürlerinden koğuş arkadaşı Sedat Şahin‘in ‘telkiniyle' önce Müslüman sonra sünnet oldu. 2000 yılında Rahşan Affı olarak bilinen 4616 sayılı Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası’yla tahliye edildiği ve kısa bir süre sonra hayatını kaybettiği iddia edildi.





Haber MediMagazin----- yazdı

Yazı Konusu:Covid 19 Seyri

Şehir:İstanbul

E-Mail:-------

Tarih:2021-01-10 00:30:27

Gün gün COVID-19 belirtileri: En kritik gün hangisi? İşte detaylar...

Çin’de bilim insanları yeni tip corona virüsün (covid-19) genel belirtilerinin günden güne nasıl ortaya çıktığını gösteren iki araştırma yayımladı. Birinci araştırmaya göre ilk gün hafif bir öksürükle başlayan covid-19 hastalığı 8 günde ciddi bir solunum hastalığına dönüşebiliyor. İkinci araştırmada ise virüsle enfekte olunmasının ardından ortalama taburculuk süresinin 22 gün, ortalama ölüm süresinin ise 18,5 gün olduğunu bildirdi. Ancak, uzmanlar corona virüse yakalanan kişilerin büyük bir çoğunluğunun 7 gün içinde iyileştiğini açıkladı. İşte gün gün corona virüsün seyri...

EN KRİTİĞİ 7.GÜN

Yedinci gün: Bazı hastalar enfekte olmalarının yedi gün ardından hastaneden yatmalarını gerektiren şiddetli bir nefes darlığı yaşayabilirler. Sağlık kuruluşları, sürekli göğüs ağrısı, nefes darlığı yaşayan ve yüzü ve dudakları mavimsi bir renge dönen hastaların acil bir şekilde tıbbi yardım alması öneriyor.

Diğer taraftan, yedinci gün, hastaların büyük çoğunluğu için - yaklaşık yüzde 85'i - semptomların azalmaya başladığı ve izolasyondan çıkmanın bir olasılık olduğu noktadır.

AKUT SOLUNUM SIKINTISI SENDROMUNA DİKKAT

Sekizinci gün: Corona virüsten yüksek bir şekilde etkilenen insanlarda sekizinci günde, akciğerlerin  hayati organlara yeterli oksijen sağlayamadığı Akut Solunum Sıkıntısı Sendromu (ARDS) belirtileri gelişebilir.

Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezine göre, vakaların yalnızca yüzde 15'i bu noktaya ulaşıyor.

Onuncu gün: Solunum problemleri kötüleşen hastaların 10. günde yoğun bakım ünitesine girmesi gerekir.

On ikinci gün: Wuhan’da yapılan ilk araştırmaya göre, hastalardaki ateş bu noktada sona eriyor. Hastalıktan kurtulanlarda, semptomlar yaklaşık 13 günün ardından yok oluyor.

 

 





Çankaya Tıb Merkezi----- yazdı

Yazı Konusu:Corona Hastalığı Seyri

Şehir:Ankara

E-Mail:-----

Tarih:2021-01-08 14:50:51

Günden Güne Corona Virüs Semptomlarının Seyri

Çin de bilim insanları yeni tip corona virüsün (covid-19) genel belirtilerinin günden güne nasıl ortaya çıktığını gösteren iki araştırma yayımladı. Birinci araştırmaya göre ilk gün hafif bir öksürükle başlayan covid-19 hastalığı 8 günde ciddi bir solunum hastalığına dönüşebiliyor. İkinci araştırmada ise virüsle enfekte olunmasının ardından ortalama taburculuk süresinin 22 gün, ortalama ölüm süresinin ise 18,5 gün olduğunu bildirdi. Ancak, uzmanlar corona virüse yakalanan kişilerin büyük bir çoğunluğunun 7 gün içinde iyileştiğini açıkladı. İşte gün gün corona virüsün seyri.

ATEŞ 12 GÜN SONRA KAYBOLUYOR

Wuhan Pulmonary Hastanesi ve Jinyintan Hastanesi ndeki yetişkin vakalarının incelendiği birinci çalışmada Covid-19’un erken belirtilerinden biri olan yüksek ateşin 12 gün boyunca, öksürüğün ise daha uzun sürebileceği belirtildi.

Araştırmada, incelenen 191 hastanın yüzde 45 lik bir kısmının 12 gün sonra taburcu olduktan sonra öksürmeye devam ettiği görüldü.

TABURCULUK SÜRESİ 22, ÖLÜM SÜRESİ 18,5 GÜN

Hastalığın başlamasından itibaren ortalama taburcu olma süresinin  22 gün,  ortalama ölüm süresinin ise 18, 5 günolduğu belirlendi.

HASTALARIN ÇOĞU İLK 7 GÜNDE İYLEŞİYOR

Diğer taraftan, Wuhan Üniversitesi Zhongnan Hastanesi’nde 138 hastanın incelendiği çalışmada ise araştırmacılar ilk semptomlardan solunum zorluğu belirtilerine kadar geçen ortalama sürenin beş gün olduğunu ortaya koydular. Bunu yedi gün sonra hastaneye yatış ve sekiz gün ise solunum cihazı  gerektiren nefes darlığı izliyor. Ancak, uzmanlar hastalarının büyük bir çoğunda, ilk 7 günde semptomlarının çoğunun kaybolduğunu ve iyileştiğini söyledi.

Beşinci gün: Enfekte olan kişinin kronik hastalığı varsa ya da yaşlıysa nerfes darlığı olarak da bilinen dyspnea ortaya çıkabilir. Bu durumda nefes almak gittikçe zorlaşır. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, maruziyetten iki ile 14 gün sonra ortaya çıkan semptomların ateş, öksürük ve nefes darlığı olduğunu söylüyor.

EN KRİTİĞİ 7.GÜN

Yedinci gün: Bazı hastalar enfekte olmalarının yedi gün ardından hastaneden yatmalarını gerektiren şiddetli bir nefes darlığı yaşayabilirler. Sağlık kuruluşları, sürekli göğüs ağrısı, nefes darlığı yaşayan ve yüzü ve dudakları mavimsi bir renge dönen hastaların acil bir şekilde tıbbi yardım alması öneriyor.

Diğer taraftan, yedinci gün, hastaların büyük çoğunluğu için - yaklaşık yüzde 85'i - semptomların azalmaya başladığı ve izolasyondan çıkmanın bir olasılık olduğu noktadır.

AKUT SOLUNUM SIKINTISI SENDROMUNA DİKKAT

Sekizinci gün: Corona virüsten yüksek bir şekilde etkilenen insanlarda sekizinci günde, akciğerlerin  hayati organlara yeterli oksijen sağlayamadığı Akut Solunum Sıkıntısı Sendromu (ARDS) belirtileri gelişebilir.

Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi'ne göre, vakaların yalnızca yüzde 15 i bu noktaya ulaşıyor.

Onuncu gün: Solunum problemleri kötüleşen hastaların 10. günde yoğun bakım ünitesine girmesi gerekir.

On ikinci gün: Wuhan’da yapılan ilk araştırmaya göre, hastalardaki ateş bu noktada sona eriyor. Hastalıktan kurtulanlarda, semptomlar yaklaşık 13 günün ardından yok oluyor.

 





HaberlerEkonomi----- yazdı

Yazı Konusu:Çin'de Yolsuzluğun Cezası İdam

Şehir:Çin

E-Mail:--------

Tarih:2021-01-05 16:40:49

Çinli iş insanı idama mahkum edildi

Çin'in devlet kontrolündeki dört büyük varlık yönetim şirketinden biri olan Huarong Asset Management Co'nun eski yönetim kurulu başkanı Lai Xiaomin yolsuzluk suçundan dolayı idama mahkum edildi.

Çinli iş insanı idama mahkum edildi

Tianjin mahkemesine göre, Lai 2008 ile 2018 yılları arasında Huarong’un başkanlığının yanı sıra bankacılık düzenleme kurulunda üst düzey bir görevli olarak da çalışırken toplamda 1.79 milyar yuan (276.7 milyon dolar) rüşvet almak ya da almaya teşebbüs etmekten dolayı suçlu bulunarak idama mahkum oldu.

Çin’in en büyük yolsuzluk davalarından birinin baş aktörü olan Lai, iktidardaki Çin Komünist Partisi’nden 2018 yılında ihraç edilmişti.

Mahkeme, karar gerekçesinde “Lai Xiaomin, kanunları hiçe sayan ve son derece aç gözlü biriydi. Lai’nin topluma zararı çok fazlaydı ve işlediği suçlar son derece ciddiydi. Yasaya göre, Lai’nin ağır bir şekilde cezalandırılması gerekiyor” diye belirtti.

Mahkeme, söz konusu yasa dışı faaliyetlerin çoğunun 2012’nin sonlarında yapılan 18. parti kongresinden sonra gerçekleştiğini açıkladı. O dönemde, bugünkü Çin Devlet Başkanı Xi Jinping başkan olmadan önce geniş kapsamlı yolsuzluk karşıtı bir kampanya başlatmış ve bu yaklaşım Jinping’in başkanlıktaki ilk dönemine damgasını vurmuştu.





Ahmet TAKAN----- yazdı

Yazı Konusu: 2021’de de tuz kokmaz!

Şehir:------

E-Mail:-------

Tarih:2021-01-03 10:32:17

 

İnşallah, 2021’de de tuz kokmaz!..

Böyle bir ana muhalefet varken AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan Allah’tan daha ne istesin!..

Sözü, son günlerdeki CHP’deki taciz vs. gibi skandal iddialarına getirmeyeceğim. Tarafı neresi olursa olsun sadece siyasette değil toplum hayatımızda işitmek dahi istemediğimiz türden şeyler bunlar… Tuzun kokmaması için siyaset kurumunun öncü olması gereken yerde dilerim ki herkes üstüne düşen görevi yapar…

Taa geçen haftanın başında CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın çok önemli bir iddiasını köşeye taşımıştım. Toprak, ne diyordu;

– ‘9 RAKAMLI ADRES KODU’ adı altında yeni bir izleme-gözetleme düzenlemesini uygulamaya koymaya hazırlanıyor. Bu düzenleme ile tüm adresler 9 rakamlı bir koda indirgenerek Adres Kayıt Sistemi’ne yüklenecek. Böylece o adresle ilgili tüm bilgiler veriler, ziyaretler, gönderiler, kişisel ve özel hayat verileri takibe alınacak. Bu sistemin adı dijital fişlemeli polis devletidir ve seçmen kütüğünün kontrolü olanaksız hale gelecek.

-Öyle ki, seçim sonuçları bir gecede açıklanır hale geldi. Seçmen kütükleriyle oynandığı defalarca ölülerin seçmen yazıldığı, o adreste oturmayan onlarca kişinin tek adrese seçmen kaydedildiği defalarca ortaya çıktı. Mezarlıkların adres gösterildiği seçimler yaşadık. Şimdi bu sistem 9 rakamlı bir kodla tanımlanacak. Daha önce bir seçmen apartmanındaki diğer dairelerde kayıtlı kişileri isimlerini görerek, kütüğe itiraz edebilirken 9 kodlu sistem sonrası artık herkes sadece kendi 9 haneli adres kodunu bilebilecek. Sokağındaki, mahallesindeki, apartmanındaki kişilerin rakam kodlarını bilemeyeceği için adresin, apartmanın, seçmen kütüğünün kontrolü olanaksız hale gelecek.

– Seçimlerde sahte seçmen, ölü seçmen, adreste yaşamayan seçmen yazımı kolaylaşacak ve kimse denetleyemeyecek. Sadece İçişleri Bakanlığı Adres Daire Başkanlığı bu dijital sistemin kontrolünü elinde tutacak! Bunun da ötesinde iktidar, bu 9 rakamlı adres kodlarını izleyip-gözleyip-gözetleyip her adresteki yurttaşın özel yaşamını, gelen postasını, kargosunu, gönderisini, ziyaretçisini, kredi kartı harcamasını, e-alışverişini izleyebilecek, ikametini takip edebilecek.

Bu iddiayı ana muhalefet partisinden bir milletvekili hem de genel başkan başdanışmanı sıfatı ile gündeme getiriyor. Vee ülkede çıt çıkmıyor!.. Yer yerinden oynaması gerekir. Öyle değil mi?.. Mezardan ölülerin kaldırılıp oy kullandırıldığı, her seçimde çöplüklerden kullanılmış oy pusulalarının bulunduğu bir ülkede üstüne üstlük İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde yaşanan rezaletlerde ortadayken ne olması gerekir?.. Çok acıdır ki, olmaması gerekeni gördük!.. Fenerbahçe Başakşehir maçındaki pozisyonların milyonda biri kadar bile tartışılmadı…Toprak’ın iddiasına kendi partisi CHP bile sahip çıkmadı, üstüne gitmedi. İktidar ile birlikte muhalefet partileri sağıra yattı… İnanılacak gibi değil!.. Tutarsızlık, muhalefet körlüğü, ne dersem diyeyim olup biteni tam karşılamayacak.

Aklımdan hiç çıkmıyor…

AKP eski İstanbul Milletvekili Emin Şirin açıklamıştı, bu köşede yazmıştım;

Sayın Canan Kaftancıoğlu’na, Taksim toplantısında; ‘Partiniz, iktidarın Türkiye’yi çok kötü yönettiğini, siz iktidara gelirseniz Türkiye’yi daha iyi yöneteceğini söylüyor. Madem öyle neden 3 sene bekliyorsunuz da erken seçim istemiyorsunuz?’ diye sordum. Bana cevaben, ‘Biz erken seçim istemiyoruz. Çünkü, biz seçim gününe ve seçimden sonra Türkiye’yi idare etmeye tam olarak hazır değiliz.”

 

Nasıl olur diye hayretler içinde kalmıştım. Hayret etmemek gerekiyor… CHP İstanbul  İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu yerden göğe haklıymış meğer… Nasıl olsa “Adam kazandı” deyip işin içinden kolayca sıyrılıveriyorlar…

Sandıksız “demokrasi” CHP’nin de işine geliyor herhalde!.

Canım memleketimde muhalefet partisiyim diye ortaya çıkanların durumu gerçekten de traji komik…

DEVA Partisi Genel Müdürü Ali Babacan partisinin 1’nci olağan kongresinde geçmişteki baş örtüsü yasağına değinirken göz yaşları dökmüş. Bunun arkasında nasıl bir algı operasyonun yattığı hiç umurumda değil!.. Çünkü, o göz yaşları sahte!..

Genel müdür Ali Babacan’a soralım;

FETÖ ile iktidar ortaklığı yaparken kurulan kumpaslarla kodese tıkılan, haysiyet ve şerefleri ile oynanan, ölüme mahkum edilen, aileleri perişan edilen insanlar feryat figan ederken neden göz yaşı dökmüyordunuz?..

O sıralar en yetkili ve etkili makamları işgal ediyordunuz… Vatan, FETÖ tarafından parsel parsel paylaşılırken odanızda bu hainlerle oturup kahkahalar atıyor, otel toplantılarında gününüzü gün ediyordunuz, aynı kaba kaşık sallıyordunuz… İşgal ettiğiniz makamlarda FETÖ’cülere koltuk dağıtıyordunuz… Partinizin olağan kongresinde neden bu günlerden tek satır bahsedip göz yaşı dökmediniz?.. Belki yerdik!..

İktidarda koltuk sahibi olduğunuz ekonomiyi tek başınıza yönettiğiniz günlerde ülke yolsuzluktan geçilmiyordu, ayakkabı kutularından fışkıran kirli paralar ortalığa saçılıyordu… Vatanın en değerli en stratejik kurumları yabancılara, yandaşlara peşkeş çekiliyordu… O günlerde de ağlıyordunuz da biz mi görmedik?..

Sayın Ali Babacan, ağlaklık stratejinizde çok büyük acemilik yaptınız. Siz en iyisi Bülent Arınç abinize gidip iyi bir kurs alın. Sonra ağlama numaraları ile sahnede yeriniz alın!..

2020’yi uğurluyoruz…

Sıkıntılı bir yıl oldu. Ancak sıkıntı ve kötülük 2020 yılında değildi… 2020’ye çamur atıp kendimizi kandırmayalım!..

Pandemiyi bir tarafa koyun… Bir yılda bu kadar kadın cinayetini 2020 mi işledi?.. Gözü dönmüş pislik canilerin eline silahları 2020 mi verdi?.. Bir yılda rekor sayıda işlenen taciz ve tecavüz suçlularının sorumlusu 2020 mi?.. Hunharca katledilen, eziyet edilen hayvanların suçlusu 2020 mi?..

2020 cebimize para koyup “Git belediyedeki şu memura rüşvet ver, kaçak çürük





İsmail AKDUMAN/ HaberlerGündem----- yazdı

Yazı Konusu:Rüşvet

Şehir:Samsun

E-Mail:----

Tarih:2020-12-26 02:17:10

Samsun’da daire başkanının kasasından milyonlar çıktı

AKP'li Samsun Büyükşehir Belediyesinde Mali Hizmetler Daire Başkanı olarak görev yaparken rüşvet iddiasıyla tutuklanan Bahattin K.'nın ev ve iş yerinde yapılan aramalarda kasa içerisinde yaklaşık 10 milyon lira ele geçirildiği ileri sürüldü. Cumhuriyet savcılığı soruşturmada gizlilik kararı alırken Bahattin K.'nı zabıta memurluğundan daire başkanlığına kadarki hızlı yükselişi dikkat çekti.

Samsun’da daire başkanının kasasından milyonlar çıktı​​​​​​

Liseyi bitirdikten sonra girdiği KPSS sınavı sonucunda Terme ilçesine bağlı olan ve daha sonra mahalleye dönüştürülen Evci belediyesinde zabıta olarak göreve başlayan 40 yaşındaki Bahattin K, 2004-2009 yılarında merkez ilçelerden İlkadım’da Belediye Başkanlığı yapan AKP’li Erdoğan Tok tarafından düz memur olarak yatay geçişle belediyede işe başladı.

ÖZEL KALEM MÜDÜRLÜĞÜNDEN MALİ HİZMETLER MÜDÜRLÜĞÜNE GEÇİŞ

İlkadım Belediyesinde düz bir memur göreve başlayan Bahattin K. kaderi 2009 seçimlerinden sonra değişti. 2009 seçimlerini şimdi İYİ partiden Belediye Başkanı olan ancak 2009 yılında MHP’den aday olan Necattin Demirtaş kazandı. Demirtaş, üniversite mezunu olmayan Bahattin K’yı önce özel kalem müdürü yaptı.

Ardında da Mali Hizmetler biriminde müdür olarak görevlendirdi. 2014 yılında yapılan seçimleri ise AKP’den Erdoğan Tok kazandı. Tok, Mali Hizmetler Daire başkanlığında müdür olarak görev yapan ve hakkında çıkan ama ispatlanamayan iddialar üzerine yetkileri elinden alınıp memur yapıldı.

BELEDİYE DEĞİŞTİRİP MÜDÜR OLDU

Düz memur olarak İlkadım ilçesinde fazla çalışmayan Bahattin K., iddialara göre 2014 yılında parti içerisinden birileri tarafından Terme İlçesinde AKP’den Belediye Başkanı olan Şenol Kul’a önerildi. Kul’da Bahattin K’yı Terme Belediyesi’nde Mali İşler Müdürlüğü görevine getirdi. Başkan Kul’un son yapılan 2019 seçimlerinde AKP’den aday gösterilmedi. Ancak yerine aday gösterilen Ali Kılıç’da Bahattin K. ile çalışmaya devam etti. Bahattin K., bu zaman içinde Kamu Yönetimi ve Yerel Yönetimler bölümünü bitirip, yüksek lisans yaptı.

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNE DAİRE BAŞKANI OLDU

2019 seçimlerinde göreve gelen AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, belediyede yeni bir yapılanmaya giderek daire başkanlarını değiştirmeye başladı. Ve Terme Belediyesi Mali Hizmetler Müdürü Bahattin K.’yı Büyükşehir Belediyesi’ne transfer ederek daire başkanı yaptı. Bu dönemde Terme Belediye eski Başkanı Şenol Kul’un mevcut başkanlar Kılıç ve Demir’i personel konusunda uyardığı da iddia edilirken, Bahattin K., önceki gün ‘rüşvet iddiasıyla çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

KASALARDAN 10 MİLYON ÇIKTI

Belde belediyesinde zabıta olarak göreve başlayan ve 20 yıllık memuriyet hayatında Büyükşehir Belediyesi’nde Daire Başkanlığı görevine kadar yükselen Bahattin K., önceki gün ‘rüşvet iddiasıyla tutuklandı. Mali Şube ekipleri tarafından ev ve belediyedeki odasında yapılan aramalarda ise kasa içinde yaklaşık 10 milyon lira para bulunduğu öğrenildi.

Cumhuriyet savcılığı ise araştırmanın selameti açısından dosya üstünde gizlilik kararı aldı. Belediye Başkanı Mustafa Demir ise, tutuklanan Bahattin K’nın yerine Mali Hizmetler Daire Başkanlığına vekaleten Mehmet Emrah Binici’yi atadı.





Ali GÜLEN/Habergündem----- yazdı

Yazı Konusu:Corona mutasyonu

Şehir:-----

E-Mail:------

Tarih:2020-12-21 00:53:46

Corona mutasyon geçirdi, ülkeler kapılarını kapattı! Avrupa’da büyük panik

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), daha önce İngiltere’de ortaya çıkan corona virüsünün daha bulaşıcı yeni bir türünün Hollanda, Danimarka ve Avustralya’da da tespit edildiğini duyurdu. Almanya, Fransa, Avusturya, Belçika, Fransa, Hollanda gece yarısından itibaren İngiltere ile karşılıklı uçuşları durdurdu.

Güncellenme: 00:13, 21/12/2020Corona mutasyon geçirdi, ülkeler kapılarını kapattı! Avrupa’da büyük panik

Dünya Sağlık Örgütü, İngiltere’de görülen mutasyonun Hollanda, Danimarka ve Avustralya’da da tespit edildiğini açıkladı.

ACİL GÖRÜŞMELER GERÇEKLEŞTİRİLDİ

İngiltere'de Covid-19'un mutasyona uğramış şekli olarak saptanan ve Virus-Variante VUI 2020/12/01 olarak tanımlanan yeni virüs nedeniyle Almanya ve Avrupa Birliği, İngiltere ile tüm karşılıklı uçuşları durdurdu.

Almanya Başbakanı Merkel, tüm AB üyesi ülkeler liderleriyle acil telefon görüşmeleri yaptı. Almanya ile İngiltere arasındaki uçuşlar, dün gece 00.00'dan itibaren durdu. Alman Ulaştırma Bakanı, bir bildiri yayınlayarak, “Mutasyona uğramış Covid-19 virüsünün Almanya'ya ulaşmasına engellemek için bu uçuş yasağı gerekliydi” açıklamasını yaptı.

GECE BÜTÜN UÇUŞLAR DURDU

Yeni virüsün yüzde 70 daha hızlı yayıldığı ve aşıya karşı nasıl direnç gösterdiği bilinmiyor. Aynı şekilde ölüm vakalarını artırıp artırmayacağı da henüz net değil. Başbakan Merkel, konuyla ilgili olarak Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile konuştu ve tüm AB için benzer uygulamayı istedi. Fransa'nın yanı sıra Hollanda, Belçika, Avusturya ve İtalya, Pazar gecesi itibariyle uçuş yasağı kararı aldı.

Almanya ve şu an tam net olmasa da tüm AB için alınan kararlar şöyle;

– Pazar gece yarısından itibaren 6 Ocak'a kadar İngiltere ile tüm karşılıklı uçuşlar durduruldu.
– İngiltere'de kalan Almanlar, sadece Alman Hava Yolları'na ait uçaklarla gelecek. İngiltere'den gelen uçaklar bir daha geri dönmeyecek. Bu nedenle, British Airways kullanılmayacak.
– Dönüş yolcularını taşıyan uçak personeline, iki ülkede kalan vatandaşları karşılıklı götürdükleri süre içinde yasak olmayacak ancak bu kişiler yeniden uçuş yapamayacak.
– Sadece posta, havayolu ile yük taşımacılığı ve boş uçuşlar serbest olacak.
– Sağlık personeli ve kamu sağlığını ilgilendiren zorunlu hallerde, sağlıkçılar uçuş yapabilecek.

Almanya bu kararı, AB'nin 1008/2008 sayılı düzenlemesinin 21. maddesi gereğince aldı. Bu madde, üye devletlere “Öngörülemez ve kaçınılamaz acil durumlardan kaynaklanan acil konularda, diğer üye devletlere kısıtlama getirebilir, trafik ve karşılıklı gidiş geliş durdurulabilir“ hükmüne dayandırıldı.

HOLLANDA'DA GÖRÜLDÜ, İSVİÇRE BEKLİYOR

AB devlet başkanları şu anda İngiltere ile bağlantılı diğer yerlerde de tam izolasyonu tartışmaya başladı. İsviçre bu konuda henüz bir karar vermedi ve durumu dikkatle izlediklerini açıkladı. İsviçre Sağlık Bakanlığı, “Henüz yeni virüsü ve tehlikelerini bilmiyoruz. Aşıya karşı reaksiyonunu ve aşının buna karşı etkisini bilmiyoruz. Elimizde çok az veri var” açıklamasını yaptı.

Hollanda ise, İngiltere'deki mutasyon değiştirmiş virüs, Aralık ayı başında Hollanda'da da bir vakada görüldü. Almanya ile İsviçre'de bu yeni tip virüsle ilgili henüz bir bulguya rastlanmadığı açıklandı.

BIONTECH'İN AŞISI İŞE YARAMAYABİLİR

Yeni virüs, özellikle daha önce aşı geliştirilen başat proteininde alışılmadık derecede çok sayıda genetik değişikliğe sahip. Yani, virüsün hücrelere girdiği proteinleri değiştiriyor ve aşıyı etkisiz kılabiliyor. İngiltere'de kullanımına başlanan BioNTech/Pfizer aşısı da, bu proteine karşı bir bağışıklık oluşturuyordu. Yeni corona mutasyonuna karşı aşının işe yaramayabileceğinden endişe ediliyor.

Bu yeni tip virüsün rastlandığı Güney Afrika'ya da uçuşlar durdurulmaya başlandı.

Öte yandan, Der Spiegel Dergisi'ne konuşan Basel Üniversitesi bioteknoloji uzmanı Richard Neher, “Başak protein oldukça büyük bir proteindir ve insanın bağışıklık sistemine bir çok noktadan saldırır. Sadece bir tür mutasyonun, aşıyla tanımlanmış yeni korumayı tamamen devre dışı bırakabileceğini sanmam. Ama şu an için bir şey söylemek erken. Ama aşı ile bu tür mutasyona uğramış virüsün tanınmaması ve vücudun reaksiyon göstermemesi de mümkün olabilir. Artık önümüzdeki yıllarda virüsün bu şekilde daha fazla mutasyona uğrayacağını sanmam” diye konuştu.

FRANSA, AB İLE İŞBİRLİĞİ YAPACAK

Fransız basınında yer alan haberlerde ise Fransa hükümetinin AB ile işbirliğini değerlendirdiği belirtildi.

İTALYA'DA DA MUTASYONLU VİRÜS GÖRÜLDÜ

İtalya Sağlık Bakanı Roberto Speranza, Roma Celio Askeri Hastanesi’ndeki bir hastada mutasyonlu corona virüsününün tespit edildiğini açıkladı. Speranza, hastanın İngiltere’den İtalya’ya giriş yaptığını ve karantinaya alındığını duyurdu.

Dışişleri Bakanı Luigi di Maio da yeni mutasyonun corona virüsünün bulaşma endeksini yüzde 0,5 oranında arttırabileceğini belirtti.

İtalya Sağlık Bakanı Roberto Speranza, İngiltere'de Covid-19&#





ArıKOvanı----- yazdı

Yazı Konusu:SpaceX şirketi, Uzaya İnsanlı Uzay Aracı

Şehir:*------

E-Mail:------------

Tarih:2020-12-19 16:14:15

Elon Mask'ın Şirketi SpaceX, uzaya iki Asronot Gönderdi.

Dünyadaki bütün teknolojik gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, en heyecan verici olanı birçok insan için uzay araştırmalarıdır. Geçtiğimiz günlerde de uzay araştırmaları için devrim niteliğinde bir gelişme yaşandı. Ünlü girişimci Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketi, NASA ile iş birliği yaparak Uluslararası Uzay İstasyonu’na iki astronot göndermeyi başardı. Böylelikle tarihte ilk kez özel bir şirket uzaya insan göndermiş oldu. Peki bu gelişme neden bu denli önem arz ediyor?

Neden Önemli?

Falcon-9 görevinin insanlık açısından önemi, ilk kez özel bir şirketin uzaya insan göndermek gibi önemli ve tehlikeli bir görevi üstlenebilmesi. Tarih boyunca uzaya çıkan bütün insanlar ulusal uzay ajansları tarafından gönderilmişti. Bu başlangıçla birlikte özel şirketlerin önü açılmış oldu ve uzay araştırmalarındaki gelişmelerin hızlanacağı öngörülüyor.

Fırlatmanın ABD açısından önemi ise 2011 yılından beri ilk kez kendi topraklarından uzaya insan göndermiş olması. O tarihten bu yana, ABD tarafından Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderilen bütün astronotlar, Rusya’nın Kazakistan’daki Baykonur Uzay istasyonundan Soyuz kapsülü aracılığıyla fırlatılıyordu. Bu da ABD’nin Rusya’ya her fırlatmada astronot başı 80 milyon dolar ödemesi anlamına geliyordu.

Falcon 9 Ve Crew Dragon

SpaceX’in 6 yıl boyunca üzerine çalıştığı Falcon 9, kıdemli astronotlar Bob Behnken ve Doug Hurley’i taşıyan Crew Dragon kapsülünü yörüngeye çıkarmak üzere Kennedy Uzay Üssü’nden 30 Mayıs Cuma günü ABD saati ile 15.22’de (EDT) fırlatıldı. 12 dakika sonra yörüngeye ulaşan Falcon 9, Crew Dragon’u bıraktı ve dünyaya geri dönerek “Of Course I Still Love You” -tabii ki hala seni seviyorum- isimli gemiye inmeyi başardı. Roketlerin dünyaya geri dönerek tekrar kullanılabilmesi SpaceX’in en önemli çalışmalarından biri olarak gösteriliyor.

Falcon 9’dan ayrılan Crew Dragon, Uluslararası Uzay İstasyonu’na kenetlenmeden önce yaklaşık 1 gününü yörüngede süzülerek geçirdi. Ertesi sabah Crew Dragon hem önemli özelliklerinden biri olan otomatik kenetlenme hem de manuel kullanılarak Uzay İstasyonuna yanaştı. Ardından başarıyla kenetlenen astronotlar Bob Behnken ve Doug Hurley, uzay istasyonunda onları bekleyen NASA astronotu Chris Cassidy ve Rus kozmonotları Anatoly Ivanishin ve Ivan Vagner ile kavuştu.

 

robot asistanlar

Günümüzde geliştirilen robotlar, bilim kurgu filmlerinde gördüğümüzden biraz uzakta olsa da her gün heyecan verici gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Ocado Technology tarafından geliştirilen bir projeyle, robotlar verilen emirleri yerine getirmenin bir adım ötesine giderek, neye ihtiyacınız olduğunu tahmin edip yardımınıza koşabilecek. Tabii robot asistanlar bunu yapmadan önce gelişmiş kamera ve yapay zeka sistemiyle, çalıştığınız sırada bir süre sizi izlemesi gerekiyor.

Projenin ilk denemelerinde bir e-ticaret şirketinin deposunda teknisyen olarak görev alan Thomas Roszak ile çalışıldı. Thomas’ın rutin işiyse şirketin otomatik sıralama ve paketleme sisteminin bakımlarını sağlamak. Bu bakımları yaparken de ağır ekipmanları sık sık kaldırmak zorunda kalması, bir robotun oldukça işine yarayacağı anlamına geliyordu. Teknisyen Thomas için geliştirilen robot, sürekli etrafında gezerek onu izlemeye başladı. Böylelikle yapay zekası onun ihtiyaçlarını öğrenerek, hangi faaliyette bulunduğunu anlayacak ve robot asistanlar proaktif olarak doğru zamanda doğru yardımı sunabilecek.

robot asistanlar

Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü’nden (KIT) Prof Tamim Asfour, robotun becerilerinin %80’inin gerçekten insanları izleyerek öğrenildiğini söylüyor. Bu noktada önemli olansa makine öğrenmesiyle robotun kendi kendini eğitmesinin, onu programlamaktan çok daha hızlı olması. Kendi kendine öğrenen robotların sunduğu bir diğer avantaj ise daha güvenli olması. Günümüzde endüstride kullanılan robotlar oldukça güçlü olmak zorunda. Bu gücü de kontrol edebilmek için birçoğu bir kafes ardında çalışıyor. Sürekli insan hareketleri izleyen bir robotsa, nasıl hareket etmesi gerektiğini öğrenebileceğinden, kafes ardında çalışmasına gerek kalmayabilir.

Armar-6 İle Tanışın

Ocado Technology tarafından üretilen ve insanlarla yan yana çalışabilecek olan ARMAR-6 isimli robot, insan çalışanının hareketlerini izleyen ve araçlar gibi nesneleri tanımlayan beş kamera ile sofistike bir görüş sistemine sahip. En önem verilen özelliklerinden biriyse gücünü ne zaman kullanması gerektiğini öğrenecek olması. Ayrıca geliştirilen bir sistem ile ARMAR-6, herhangi bir insana temas ettiğinde aniden durabiliyor. Geliştiricileri bu özelliğin yaralanmaların önüne geçebilmek için oldukça önemli o

Yaşam Haber----- yazdı

Yazı Konusu:Kalça Operasyonu

Şehir:Meksika

E-Mail:----

Tarih:2020-12-19 00:44:15

Kalça operasyonu sonu oldu

'Meksikalı Kim Kardashian' olarak tanınan fenomen ve model Joselyn Cano, kalça kaldırma operasyonunda canından oldu. Milyonlarca takipçisi olan Cano'nun cenaze töreni internetten canlı yayınlanacak.

‘Meksikalı Kim Kardashian’ olarak ünlenen model Joselyn Cano, kalça estetiği operasyonu sonrası hayatını kaybetti.

Mirror gazetesinin haberine göre, 29 yaşındaki model, Kolombiya’daki popo kaldırma operasyonunun başarısız geçmesi sonucu canından oldu.

Cano'nun kendisi gibi internet fenomeni olan arkadaşı Lira Mercer, ölüm haberini paylaşırken, “Aman Tanrım, Joselyn Cano Kolombiya’da ameliyatta öldü. Bu vahşet” ifadesini kullandı.

ABD’de yaşayan model ve sosyal medya fenomeni olan Cano’nun 12,9 milyon takipçisi var.

1990 doğumlu sosyal medya yıldızının hayranları ve kendisi gibi fenomen olan arkadaşları şaşkınlıklarını ve üzüntülerini dile getiren yorumlar yaptı.

Genç fenomenin Brezilya tekniği ile popo kaldırma operasyonu geçirirken öldüğü öğrenildi. Bu teknik, kişinin kendi bölgesel yağı kullanılarak yapılan kalça şekillendirme uygulaması olarak biliniyor. Kişinin karın, bel veya bacak bölgelerinden fazla yağ dokuları liposuction tekniği ile alınarak popo bölgesine enjekte ediliyor.